İsrail medyası, Orta Doğu’daki yeni güç dengelerini ve Türkiye’nin bu süreçte giderek artan etkisini masaya yatırdı.
Maariv gazetesine değerlendirmelerde bulunan Hayfa Üniversitesi Strateji ve Orta Doğu Uzmanı Prof. Dr. Amatzia Baram, İran, Lübnan ve ABD-İran hattında yaşanan gelişmelerin İsrail’i çok katmanlı ve zorlu bir stratejik tabloyla karşı karşıya bıraktığını ifade etti.
"ABD'NİN İRAN'A MÜDAHALE İHTİMALİ YÜZDE 50'NİN BİRAZ ÜZERİNDE"
Maariv'e göre Baram, Washington ile Tahran arasında yeniden gündeme gelen nükleer anlaşma girişimlerinin yalnızca İran'ın nükleer kapasitesini değil, bölgedeki genel tehdit dengesini de doğrudan etkilediğini belirtti.
ABD'nin bu süreçte askeri hesapların yanı sıra siyasi imaj kaygılarıyla da hareket ettiğini ifade eden Baram, Başkan Donald Trump'ın güçlü ve somut bir nükleer başarı elde etmek isteyeceğini savundu.
Baram, ABD'nin askeri seçeneği tamamen masadan kaldırmadığını da dile getirerek, sınırlı bir Amerikan askeri müdahalesi ihtimalini "yüzde 50'nin biraz üzerinde" gördüğünü söyledi. İran'ın doğrudan ve hızlı müzakerelere yanaşmaması halinde baskının artacağını belirten İsrailli uzman, Amerikan askeri tehdidinin Tahran'ı tavize zorlamaya dönük bir baskı aracı olduğunu kaydetti.

"İSRAİL, İÇİNDE TÜRKİYE'NİN DE YER ALDIĞI BİR 'ATEŞKES KUŞAĞI' İÇERİSİNDE YER ALABİLİR"
Baram'a göre etkili bir nükleer anlaşma sağlansa bile İsrail açısından tehdit tamamen ortadan kalkmayacak. Varoluşsal riskin azalabileceğini ancak füze kapasitesi ve İran bağlantılı vekil unsurların oluşturduğu tehdidin süreceğini ifade eden Baram, bu durumda İsrail ve ABD'nin füze savunma sistemlerine daha fazla yatırım yapması gerekeceğini vurguladı.
Maariv'in aktardığına göre Baram, ABD'nin İran'ın belirli bir nükleer kapasitesini kabul etmesi halinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Washington ile ek güvenlik düzenlemelerini masaya yatırması gerektiğini söyledi. İsrail'in, içinde Türkiye'nin de yer aldığı bir "ateş kuşağı" ile karşı karşıya kalabileceğini belirten Baram, bu tablo karşısında daha güçlü Amerikan desteğine ihtiyaç duyulacağını savundu.

“OLASI İTTİFAK BÖLGESEL DENGEYİ DEĞİŞTİREBİLİR”
Baram, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan arasında oluşabilecek muhtemel bir yakınlaşmanın ilerleyen süreçte Orta Doğu’da etkili bir güç unsuru haline gelebileceğini ifade etti.
Bu ihtimalin kısa vadede doğrudan bir tehdit oluşturmadığını belirten Baram, ancak uzun vadede bölgedeki güç dengelerini dönüştürebilecek potansiyele sahip olduğunu vurguladı.
"TÜRKLERİ DURDURAMAYIZ" İTİRAFI
İsrailli uzman asıl riskin, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik etkisinin zamana yayılarak artması olduğunu vurgulayarak "Bölgesel süreçler bir günde gerçekleşmez, kademeli olarak inşa edilir. Güçleri anlaşıldığında, onları durdurmak bazen çok zordur" dedi.
Son olarak İsrail'in yalnızca mevcut tehditlere değil, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni güç dengelerine de hazırlanması gerektiğini dile getiren Baram, bölgesel süreçlerin kademeli ilerlediğini ve geç fark edilen eğilimlerin durdurulmasının zorlaştığını ifade etti.

"İSRAİL, ANKARA'NIN STRATEJİK CİDDİYETİNİ HENÜZ TAM KAVRAYAMADI"
Baram, uzun vadede öne çıkan bir diğer başlığın Türkiye’nin artan bölgesel ağırlığı olduğunu dile getirdi.
Türkiye’nin askeri kapasite bakımından İran’a kıyasla daha güçlü bir konumda bulunduğunu belirten Baram, NATO üyeliği ve Körfez ülkeleriyle geliştirdiği ilişkiler sayesinde Ankara’nın geniş bir diplomatik ve stratejik hareket alanına sahip olduğunu ifade etti. İsrail'in Ankara'nın stratejik ciddiyetini henüz tam olarak kavrayamadığını öne sürdü.
Baram’a göre Ankara’nın bölgesel stratejisi doğrudan askeri müdahaleden ziyade; siyasi, ekonomik ve ideolojik etki alanları oluşturmaya dayanıyor. Baram bu modelin zaman içinde ülkeler üzerinde kalıcı bir etki ve karşılıklı bağımlılık üretebileceğini savundu.
Yorumlar
Kalan Karakter: