"İyiyim"
Belki de gün içinde en sık kullandığımız kelimelerden biri olabilir. Gerçekten iyi olduğumuz için mi bu
kelimeyi kullanırız, yoksa o an gerçekten hissettiğimiz duyguları anlatacak gücümüz olmadığı için mi?
Bazen iyi hissetmesek bile "iyiyim" kelimesini kullanmak zorundaymışız gibi hissedebiliyoruz.
Oysa her zaman iyi hissetmek zorunda değiliz. İnsan yaşamı boyunca birçok duyguyu birlikte
yaşayabilir. Hissettiğimiz her bir duygu bize ait olan en doğal ve en değerli parçalardır. Mutlu olmak
nasıl normal ise; üzülmeyi, kızmayı, korkmayı, kaygılanmayı da aynı şekilde normal kabul etmeliyiz.
Bu duygulardan birini yaşarken diğerini yok saymak veya kabul edememek insanın üzerindeki ruhsal
yükü daha da ağırlaştırabilir. Psikolojide duyguları bastırmanın onları tamamen ortadan
kaldırmadığını, aksine belli bir zamandan sonra kaygı, huzursuzluk, öfke problemleri olarak şekil
değiştirmiş bir şekilde karşımıza çıktığını görürüz.
Bu durumda kendinize yapacağınız en büyük iyilik, hissettiğiniz duyguları olduğu gibi kabul etmektir.
Peki kendinize "Gerçekten nasılım?" sorusunu sormayı denediniz mi?
İyi olmak zorunluluğu güçlü olmak veya her zaman mutlu olmak demek değildir. İyi hissetmenin ilk
adımı her şeyi yoluna koymak değil de neyi nasıl hissettiğimize olduğu gibi yaklaşabilmektedir.
Duyguları olduğu gibi kabul etmek, o duyguyu daha iyi anlamayı ve kendimizi olduğumuz gibi kabul
etmeyi daha da kolaylaştırır.
Hissettiğimiz her duygunun bize anlatmak istediği bir şey vardır. Bunu doğru bir şekilde anlamanın
yolu da o duyguyu dinlemek, benimsemekten geçer. Bu durum hem kendimiz hem de çevremizdeki
insanları daha iyi anlamayı kolaylaştırabilir.
Psikolog
Büşranur Can
Yorumlar 5
Kalan Karakter: