Soğuk Savaş dönemi ve o dönemin yarattığı sahte kahramanların devri bitti. Sağ, sol, ortanın sağı, solun kenarı gibi isimler verdiğimiz yapay kavramlar da bu dönemde kendi anlamsızlıklarını ispat ediyorlar.
Bu kavramların ortaya çıktığı dönemde iki kutuplu bir dünya vardı. Dünyanın batısında ABD, doğusunda ise Sovyetler Birliği, köpeksiz köyün muhtar tilkileri gibi bütün dünyayı kendi menfaatlerine hizmet ettirmek için her yolu deniyorlardı.
Bu menfaat çarkını sürdürülebilir hâle getirmek için de toplumu gruplaştırmak gerekiyordu.
Amerikalılar, ırkçılık seviyesinde bir milliyetçilik üreterek Türkiye gibi gelişme ve büyüme potansiyeli olan çok uluslu ülkeleri, iç karışıklıklar yaratarak oyaladılar.
Sovyetler ise hiçbir yerde başarılı bir şekilde uygulanamamış ve hayatın gerçekleriyle ters prensipler içeren sosyalizm hikâyesiyle kendi menfaat yoluna bir ideolojik kılıf uydurdu.
Biz ise bu iki despot gücün önümüze attığı sahte yemlerle uğraşırken Sovyetler Kafkaslar'da, ABD ise dünyanın birçok yerinde katliamlar yapıp güçlerine güç kattılar.
Bizim imrenerek peşinden gittiğimiz Sovyetler ise bu büyümenin suni bir büyüme olduğunu, mazlum milletlerin ahının şahları devirdiğini fark ettiğinde çoktan paramparça olmuştu.
Azılı kapitalist ABD ise daha uzun süre akıl üretebildiği ve dünyanın geri kalanına pompaladığı aşırı milliyetçiliği kendi ülkesine sokmadığı için hâlâ ayakta.
ABD, Gladyo marifetiyle sözde sol örgütleri yok etsin diye PKK'yı kurdu ve Kürt vatandaşlarımızı da kandırarak ülkeyi bölünmenin eşiğine getirdi. Bu kapitalist canavarın son marifeti de 15 Temmuz darbe girişimidir.
Sovyetler ve devamında Rusya ise irili ufaklı birçok örgüt besleyerek Türkiye'nin büyümesine engel oldular.
Bu iki güç Türkiye'yi kullanabildikleri kadar severler. Bizimle işlerine yaradığımız sürece dost olurlar. Bunlar bize ekmek veriyorsa mutlaka kılıçlarını sallatmak içindir.
Rusya bizi Ukrayna meselesinde işlerine karışmadığımız ve hatta onlardan yana olduğumuz sürece dost görür.
ABD ise İsrail'in yayılmacı ve katliamcı politikalarına sessiz kaldığımız ölçüde sever bizi...
Gelelim S-400 meselesine...
Aslında Türkiye son 50 yılında savunma sanayii üzerine bir atılım yapma niyetini belli ediyordu. Ancak bize önce düşman üretip sonra da silah satanlar, siyasi iradeler üzerinde kurdukları baskılar, darbeler ve muhtıralarla bu niyetin somutlaşmasına engel oldular.
Ayrıca bize sattıkları F-4 Phantom ve F-16 uçaklar üzerinde yaptığımız modernizasyon ve tersine mühendislik çalışmalarımızdan ürktükleri için artık bize modern silahları da satmama kararı aldılar.
Bush, Obama ve birinci Trump döneminde, parasını ödediğimiz, üretici ortağı olduğumuz F-35'ler de dâhil birçok savunma sistemini vermediler. Ödediğimiz para da kasalarında duruyor.
O dönem Suriye, Afganistan, Libya ve Ukrayna krizleri derinleşmiş, Türkiye ise savunmasını güçlendirmek istiyordu.
NATO'dan ortağımız ve sözde müttefikimiz olan ABD, Türkiye'nin silah ve uçak taleplerine kulaklarını kapatmış, açıkçası "Ne hâliniz varsa görün." modunu açmıştı.
Hükûmet ise "Bana ücretini ödediğim silahları bile vermiyorsan ben başımın çaresine bakarım." dedi. Ve Rusya'dan S-400 de bu şekilde alındı.
Bu süreçte Türkiye; İHA, SİHA, insanlı savaş uçakları, yapay zekâ ve deniz savunma sistemleri bakımından büyük adımlar attı.
Ve hiç de sürpriz olmayan bir şekilde ABD ve İsrail mafyası İran'a saldırdılar.
Bu süreç hem NATO'ya hem de ABD'ye, Türkiye'nin kolay vazgeçilebilecek bir müttefik olmadığını ve Türkiye'nin elde tutulabilmesi için bazı taleplerinin karşılanması gerektiğini gösterdi.
Şimdi ise NATO'nun hava savunma sistemleri Türkiye'nin bazı stratejik noktalarına konuşlandı. Uyduruk CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35'lerin teslim edilmesi sözleri verildi.
Aslında şu anda Türkiye'nin, S-400'leri almadan bir gün öncesine dönmüş olduk. Türkiye o gün bir irade gösterdi ve bir kumar oynadı. "Ben egemen bir gücüm. Alırım, satarım, pazarlık yaparım." dedi.
S-400'ler kalıcı bir karar değil, bir blöftü aslında. Bu blöfün ihtiyacı olan zaman geçti ve gerekli olaylar gerçekleşti. Türkiye'nin o günkü talepleri bugün gerçekleşti ve bir bakıma pazarlık istenildiği gibi sonuçlandı.
Ha şimdi Rusya bu olaya nasıl bakar? Ne der? S-400'leri başka bir ülkeye satmamıza izin verir mi? Komşuluk ilişkileri zarar görür mü?
Hepsi olabilir ya da hiçbir şey olmayabilir. Uluslararası ilişkilerde romantizm yoktur. Her aldığınız karar bir şeyleri etkileyebilir ve tetikleyebilir. Tüm bunları zaman gösterecek.
Ancak topraklarımızı 100 yıldır oyun alanına çeviren bu iki şımarık kutup artık karşılarında, onlara yanak uzatan değil, onlara el uzatan güçlü, iradeli ve egemen bir Türkiye görecekler.
Ya bu eli düzgünce tutup Türkiye'yi dost bir ülke gibi saygıyla kabullenecekler ya da bu elin tersiyle yüzleşecekler.
Türkiye için kapı kapı gezme vakti bitmiştir. Türkiye'nin kendisi bir kapıdır. Edeple gelen lütufla gider.
Engin Altunoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: