Türk Devleti, NATO liderlerini; bir bakıma da Haçlı saldırılarını başlatanların torunlarını Ankara'da;
Turkuvaz renkli bir halıda, mehter marşları eşliğinde, yeniçerilerin nezaretinde, Selçuklu mimarisiyle yapılmış bir külliyeye doğru Türk bayrağına selam durdururarak yürüttü.
Yunan Başbakanı'nın karşılanması esnasında çalan "Türkler Geliyor!" marşının yankıları ise daha marş bitmeden Yunanistan'a ulaştı.
Hollanda'nın ilk açık kimlikli eşcinsel başbakanı olan Rob Jetten'e ise başörtülü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş tarafından yapılan karşılama, belki içimizdeki Avrupacılar tarafından pek anlaşılamamış olsa da, aile ve insani değerlerin korunması adına verilmiş büyük bir mesajdı.
Batılılar yüz yıl önce yıktıklarını sandıkları obada karşılarında, o eski "hasta adam" lakabı taktıkları hasta adam yerine dimdik ayakta duran adam gibi bir devlet gördüler.
Güçlüler hep güçlü olanlarla görünmek isterler. Bu da aslında kendi güçlerini perçinlemek için yapılan bir harekettir. Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'la omuz omuza görünmeye çalışmasının en büyük sebebi, kendi meşruiyetini güçlendirmeye çalışma gayretidir.
F-35'ler konusunda verilen mesajlar, Trump'ın İsrail'e Ankara'dan gönderdiği ültimatom ve NATO liderlerinin programa eksiksiz katılımı, Türkiye'nin gücünü ispat eder nitelikteydi.
Elbette protestolar ve NATO karşıtı görüşler de önemli. Türkiye, sadece tek bir güç odağına bağımlı bir şekilde hareket etmek yerine tüm küresel dengeleri gözeterek hareket etmeli.
Özellikle de Batı'nın ipine güvenerek kuyuya inilmeyeceğini daha önce defalarca kez deneyimleyen devletimizin bu konuda dikkatli olması gerekir.
Ancak NATO karşıtı gösteri yapanları da attıkları sloganlar ve hizmet ettikleri odaklar bakımından iyi analiz etmek lazım.
NATO karşıtlığı adı altında devlet düşmanlığı da pompalanıyor. Türk polisine "Coni askeri", "Batı uşağı", "emperyalistlerin köpeği" gibi ahlaksız ve mesnetsiz saldırılarda bulunanların amacı NATO'yu protesto etmek değil, Türkiye'deki NATO karşıtları ile Türk Devleti'nin kurumları arasındaki bağları zayıflatmaktır.
NATO'ya bir terör örgütü demek, aynı zamanda Türkiye'nin bir terör örgütü yapısının ortağı olduğu propagandasını yapmaktır. Elbette NATO zorba bir yapıdır ve dünyayı tek başına yönetmek, bu rantı kendi kasasında toplamak istemektedir.
Ancak içinde olmadığınız hiçbir yapı üzerinde nüfuz ve etki sahibi olamazsınız.
Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu tarz yapılara sırtını dönüp onlardan izole olmak yerine tam olarak o yapıların içinde olmalı ve hatta bu yapılara hükmetmelidir.
Dünya liderleri eskiden Türkiye'ye gelince ya Diyarbakır'a gidip orada Türk-Kürt düşmanlığını tetiklemeye çalışır ya da Kapalıçarşı'da fotoğraf çektirip geri giderlerdi.
Bugün ise dünya liderleri, Türk Devleti'nin onlara gösterdiği çatının altında, onlara çizdiği rotada hareket ediyorlar.
Türkiye, NATO'nun en güçlü ikinci devletidir. NATO bu sistemde Türkiye'den ne kadar faydalanıyorsa, Türkiye de NATO'dan o kadar faydalanıyor. Bu bir kazan-kazan iletişimidir.
Türkiye'nin aşması gereken en büyük sorunu hala Terörsüz Türkiye Süreci'dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu süreci milliyetçilik hassasiyeti yüksek ve bu ülke için bedel ödemiş vatandaşlarını incitmeden kökten halledip içerideki kardeşlik ortamını yeniden inşa etmelidir.
Eğer bu kardeşlik temeli sağlam olmazsa ne NATO'ya gerek kalır ne de Şangay Beşlisi'ne... Kendi içindeki kardeşliği ve birliği sağlayamayan devletlerin yıkılması için düşmana da ihtiyaç yoktur!
En büyük gücümüz, birlik ve beraberliğimizdir.
Engin Altunoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: