Toplumun kılcal damarlarına kadar sızan samimiyetsizlik ve nezaket kaybı pek çoğumuzun her gün içini sızlatıyor. Temel saygı eşiğinin aşılması, ne yazık ki sadece gençlerin yaşlılara saygı göstermemesiyle sınırlı kalmayarak, hayatın her alanında bencilce "önce ben" kavgasına dönüşen bir hâl alıyor.
Bu serzenişinizi temel alarak konuyu biraz daha derinleştirip diğer alanlara da ayna tutarak memlekette artık saygıdan eser kalmadı desek, sanırım mübalağa etmiş olmayız. Toplumsal hayatı bir arada tutan o görünmez bağlar, yerini derin bir duyarsızlığa bıraktı. Ne büyüğün küçüğe şefkati ne de küçüğün büyüğe hürmeti kaldı. Sıradakinin önündekine, hakka, adalete ve hukuka saygısı âdeta buharlaştı.
En basitinden, toplu taşımaya bindiğinizde karşılaştığınız manzara yürek burkuyor. Ayaktaki yaşlıyı, hamileyi, kucağında çocuklu anneyi görüp de başını telefonuna gömen, uyuma numarası yapan on beş yirmi yaş arası bir nesil türedi. İlginçtir, yine o insanlara yer vermeye çalışanlar kırk yaş üstü kuşak oluyor. Gençlik, enerjisini ve dinamizmini nezaketle göstermek yerine arkasını dönmeyi seçiyor. Ancak bu dejenerasyon sadece otobüs koltuklarında ya da metrolarda yaşanmıyor; hayatın her alanına sirayet etmiş durumda.
Saygısızlığın en vahşi hâlini her gün yollarda izliyoruz. Ambulansa yol vermemek için direnenler, emniyet şeridini hak hukuk düşünmeden gasp edenler, yayaya ayrılmış çizgide gaza basanlar... Korna sesi bir iletişim aracı değil, bir öfke patlaması artık. Direksiyon başına geçen her birey, sanki dünyanın geri kalanını kendi yolculuğuna engel birer düşman gibi görüyor.
Göz teması kurmadığımız, klavye arkasına saklandığımız sosyal medya mecraları ise âdeta birer saygısızlık arenasına dönüştü. İnsanlar hiç tanımadıkları kişilerin fikirlerine, inançlarına, dış görünüşlerine fütursuzca saldırabiliyor. Eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi tamamen silindi. Fikir özgürlüğü kılıfı altında, insan onuru her gün binlerce kez çiğneniyor.
Eskiden “Ev alma, komşu al” denilen bu topraklarda, şimdi üst kattakinin sabaha karşı yaptığı gürültü, apartman boşluğuna fırlatılan çöpler, ortak kullanım alanlarını hunharca işgal etme yarışı var. Sokakta yürürken yere çöp atmak, bir kapalı alanda avaz avaz telefonla konuşarak etraftakileri hiçe saymak sıradan nezaket kayıpları artık. "Başkaları ne hisseder?" sorusu, yerini "Ben canımın istediğini yaparım" küstahlığına bıraktı.
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, sadece gökdelenleriyle ya da millî geliriyle ölçülmez; bireylerin birbirine gösterdiği saygı en önemli belirleyicidir.
Eğer hukuka, sıraya, yaşa, emeğe ve en önemlisi insana saygıyı yeniden canlandıramazsak her geçen gün daha da yalnızlaşan, öfkeli ve birbirine tahammülü olmayan bir kalabalığa dönüşmekten kurtulamayacağız. Kaybettiğimiz o kadim nezaketi, mazlum feryatları ya da yaşlı ahları yükselmeden önce acilen hatırlamak zorundayız.
Yorumlar
Kalan Karakter: