Sabahtan akşama kadar sahte tebessümlerini satıp, samimiyeti filtrelere, şahsiyetini beğenilere peşkeş çeken süslü Sibel'in; Sultan'ın sessiz secdesinde sakladığı sızının sır sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Bir ömrü emekle değil emanetle tüketip; alın terini küçümseyen, ar damarı çatladıkça alkışı çoğalan arsız Arif'in; Ahmet'in aşına, Ayşe'nin aşına düşen ateşin aslî sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Sözde merhamet nutukları atıp, özde menfaatten başka mabut tanımayan muhteris Mahmut'un; Mazlum'un mahzun bakışlarının matem sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Haramı hüner, hileyi zekâ, kul hakkını kazanç sanan kurnaz Kamil'in; Kerim'in kursağında düğümlenen lokmanın kahır sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Dünya kadar evi olup gönlüne bir vicdan sığdıramayan, kasaları doldurdukça kalbi boşalan cimri Cevdet'in; Cemal'in çocuğunun üşüyen gecelerinin çetin sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Anasının ak sütünü unutup, atasının adını yük sayıp, ecdadının emanetini eğlenceye değişen nankör Nihat'ın; Necip'in nesilden nesile taşıdığı namusun nazar sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Mikrofon görünce mangalda kül bırakmayan, makam görünce omurgasını bırakan dönek Doğan'ın; Davut'un doğruluğunun dilsiz bırakılmasının derin sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Mazlumun ahını "abartı", yetimin gözyaşını "istatistik", fakirin feryadını "gündem" diye küçümseyen duyarsız Durmuş'un; Derviş'in duasına dolanan dumanın dipsiz sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Kendine gelince hakkı arayan, başkasına gelince hakkı ağır bulan hesapçı Haydar'ın; Hasan'ın helâl lokmasına uzanan kirli ellerin hain sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
İffeti gericilik, edebi eksiklik, hayâyı zayıflık diye yaftalayan modern Mert'in; Mehmet'in mahcup kızının mahremiyetine musallat olan melanetin menşe sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Düğün dernek demeden gösterişin gölgesinde gezen, bir lokmayı bin kameraya bölen, iyiliği ilanla, sadakayı reklamla süsleyen şaşaalı Şaban'ın; sessiz sedasız sabreden Salih'in sofrasındaki son ekmeğin sır sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Makamın merdivenlerini marifetle değil, menfaatle tırmanan; dostunu basamak, doğruyu pazarlık eden muhteris Muammer'in; Murat'ın müktesep hakkının mahzun sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Dilinden dua düşmeyip elinden zulüm eksilmeyen, secdeyi şekle, takvayı takıya çeviren riyakâr Rıfat'ın; Ramazan'ın rahmet bekleyen rızkının rutubet sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Komşusunun bacası tütmezken kendi bacasını kibirle tüttüren, israfı ikram diye sunan, kanaati küçümseyen caka satıcı Cahit'in; Cemil'in çocuğunun çorbasındaki eksik dane sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Kalemini hakikate değil himayeye kiralayan, kelimelerini vicdana değil riyakâr alkışlara satan söz cambazı Selami'nin; Selim'in susturulan sesinin sinsi sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Yetimin gözyaşını rakama, emekçinin alın terini maliyete indirgeyen; hesap bilir görünürken hesap gününü unutan Vahit'in; Cahit'in viran olan yuvasının vebal sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Kendi evladına cennet düşlerken başkasının evladını ateşe süren, barışı dillerde gezdirip kini gönüllerde büyüten fitneci Fikri'nin; Ferhat'ın fidan gibi ömrünün firak sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Aynaya her baktığında kendini alkışlayan, kusurunu kadere, başarısını yalnız kendine yazan benlikperest Baki'nin; Bahadır'ın bahtına bağlanan belâ sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Çarşıda dürüstlükten, kürsüde adaletten, sofrada merhametten söz edip; kapılar kapanınca hepsini ceketinin cebine katlayıp kaldıran ikiyüzlü İhsan'ın; İsmail'in içine işleyen incinmişliğin yegâne sebebi olduğunu söylemedikçe mümkün değil.
Çünkü bir toplum, yalnız hırsızların çoğalmasıyla çürümez; haramın alkışlanmasıyla çürür. Yalnız zalimlerin güçlenmesiyle yıkılmaz; mazlumların susmasıyla yıkılır. Yalnız kötülüğün varlığıyla değil, iyiliğin geri çekilmesiyle karanlığa gömülür.
Ve bütün bunların sebebini, isimleriyle ve sıfatlarıyla söylemedikçe; hakikati haykırmadıkça, vicdanı uyandırmadıkça, mümkün değil.
Mümkün değil!
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: