Türk futbolunun son yıllarda duyduğu en samimi, en dürüst, en karakterli cümlelerden biriydi belki de.
Bir çocuğun cümlesiydi.
Şöhret olmamıştı.
Reklam yüzü olmamıştı.
Saç tasarımına harcanan vakti topa, inandığı ve meslek tercih ettiği oyuna harcıyordu.
Aynaya değil, kaleye bakıyordu.
"Ben vurim mi abi?"
Yani;
"Bir fırsat verin."
"Sorumluluk alayım."
"Hata yaparsam da bedelini ödeyeyim."
Diyordu.
Aradan yıllar geçti.
O çocuk dünyanın en büyük sahnelerinden birine çıktı.
Biz ise çeyrek asır sonra katıldığımız Dünya Kupası'nda çıkış kapısını arayan ikinci ülke olduk.
İlk sırayı Haiti almış.
Tebrik etmek lazım.
Hiç olmazsa bir konuda dünya ikinciliğimiz var!
Eskiden turnuvalarda rakipleri analiz ederdik.
Şimdi futbolcuların saç kesimlerini analiz ediyoruz.
Eskiden teknik direktör kadro açıklardı.
Şimdi kuaförler sezon koleksiyonu açıklıyor.
Bir bakıyorsun sahada on bir futbolcu değil, on bir ayrı reklam panosu dolaşıyor.
Kiminin saçı kuzey kutbundan esen fırtına gibi.
Kiminin sakalı Moğol istilasına hazırlanıyor.
Kimi Viking olmuş.
Kimi samuray.
Kimi çizgi film karakteri.
Bir tek futbolcu olabilene rastlamak zor.
Top ayağına gelince panikleyen adam, yapay zekâ uygulamasında kendini ejderha avcısı yapmış.
Sahanın ortasında iki pas veremeyen çocuk, sosyal medyada Roma İmparatoru.
Maçtan sonra skor tabelasına bakıyorsun yenilmişiz.
Telefona bakıyorsun;
Fatih Sultan Mehmet.
Cengiz Han.
Spartaküs.
Thor.
Ejderha Lordu.
Hepsi bizim takımda.
Bir tek golcü eksik.
Yapay zekâ da şaşırmıştır herhalde.
"Arkadaş bu kadar kahraman aynı takımda nasıl eleniyor?" diye.
Bizim memlekette başarının kendisinden çok fragmanı seviliyor.
Film yok.
Fragman mükemmel.
Kitap yok.
Kapak şahane.
İçerik yok.
Ambalaj harika.
İlkokul mezuniyet balolarını hatırlayın.
Çocuk henüz kesirleri öğrenememiş.
Ama salona giriş Hollywood yıldızı gibi.
Kırmızı halı.
Sis makinesi.
Konfeti.
Işık gösterisi.
Bir eksik var:
Nobel ödülü.
Onu da seneye verirler artık.
Sonra aynı çocuk ortaokul mezuniyeti yapıyor.
Lise mezuniyeti yapıyor.
Dershane mezuniyeti yapıyor.
Kurs mezuniyeti yapıyor.
Yakında pazartesi gününü bitirene de kep takacaklar.
Biz de alkışlayacağız.
Çünkü bu çağın en büyük hastalığı şişirilmiş balonlara âşık olmak.
Balon büyüdükçe herkes mutlu oluyor.
İçinde hava olduğunu söyleyen ise kötü adam ilan ediliyor.
Sonra gerçek hayat geliyor.
Bir iğne gibi...
Ve pat!
Balon gidiyor.
Geriye sadece lastik kalıyor.
Dünya Kupası işte o iğneydi.
Sosyal medya filtrelerinin işlemediği yer.
Yapay zekâ görsellerinin gol atamadığı yer.
Takipçi sayısının puan getirmediği yer.
Orada top konuşuyor.
Karakter konuşuyor.
Emek konuşuyor.
Ve orada hâlâ bir çocuğun yıllar önce sorduğu soru yankılanıyor:
"Ben vurim mi abi?"
Çünkü futbolun kurtuluşu, vuramadan kahraman ilan edilenlerde değil...
Vurmak için izin isteyenlerde saklıdır.
Biz ise uzun zamandır topa değil, balonlara vuruyoruz.
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: