Bir toplumun aynası, yalnızca ekonomisi, teknolojisi ya da şehirleri değildir. Asıl ayna, insanların hangi duyguları yaşayabildiği ve hangilerini kaybettiğidir.
Öyleydi..
Bir zamanlar sevinç duyulurdu; başkasının mutluluğu insanı mutlu ederdi. Keder duyulurdu; acılar paylaşılır, yükler hafiflerdi. Hüzün duyulurdu; insanı olgunlaştırırdı. Mutluluk duyulurdu; küçük şeylerden büyük anlamlar çıkarılırdı.
Öyleydi..
Endişe ve kaygı duyulurdu; çünkü sorumluluk vardı. Özlem duyulurdu; çünkü bağlar kopmazdı. Pişmanlık duyulurdu; insan hatasını kabul etmeyi bir erdem sayardı. Minnet duyulurdu; yapılan iyilik unutulmazdı.
Saygı duyulurdu; yaşa, emeğe ve insana...
Hayranlık duyulurdu; başarıya, ahlâka ve güzel örneklere... Nefret bile bir ölçüye sahipti; haksızlığa ve zulme karşı duyulurdu. Öfke vardı ama adalet arayışına dönüşürdü. Korku duyulurdu; yanlış yapmaktan, kul hakkına girmekten, vicdanını yaralamaktan korkulurdu.
Merhamet duyulurdu. Vicdan azabı duyulurdu. Utanç duyulurdu. Gurur duyulurdu. Onur duyulurdu.
Öyleydi..
Bütün bu duyulanlar nerede?
Kaybettiğimiz şey sadece bazı duygular mı, yoksa o duyguları yaşatan değerler mi?
Sorun, hissetmeyi değil; hissettiklerimizin anlamını yitirmemiz. Çünkü sevinç paylaşılmayınca eksilir, saygı gösterilmeyince yok olur, merhamet yaşatılmayınca körelir, vicdan sustuğunda ise geriye sadece sessizlik kalır.
Öyle oldu!
Bir toplum, binaları yıkıldığı için değil; utancı kaybettiğinde, pişmanlığı unuttuğunda, minneti terk ettiğinde, saygıyı küçümsediğinde ve onuru pazarlık konusu yaptığında çözülmeye başlar.
Öyle oldu!
Yazdıklarımı duyuyor musunuz?
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: