İnandığım dini, kullandığım dille ikrar ederken, ikrarımla ıslanan kirpiklerin muhafaza ettiği gözlerden okuduklarımı konuşmak isterim ancak canıma okurlar eminim…
Söz kapakları isimli iki dudağın aralanışıyla ortaya çıkan ses titreşimlerinin çırılçıplak ezberden ibaret olduğunu işaret eden sinsi izleri konuşmak isterim ancak konu üzerine konuşmaya başlığım da taşlarlar eminim.
İdrakten uzak ve tamamen ezberden ibaret hislenerek seslenen birine dönerek; Allah'ın tüm dilleri bildiğini konuşalım mı diye masum bir teklifle söze başlasam; ezberledikleri ile ibadetten bile üşenen yığınlar bağır çağır öze başlarlar eminim.
Doğduğu yerden öteye gitmeyen, gitmeye cesareti olmayan ancak şehvetle dolanıp bu minvalde şerhen doymak için şiiri salya sümük dillerine transparan bir kamuflaj ilan eden kaytan bıyıklı emmilerin ve o emmilere kendini beğendirmek isteyen sevgi kelebeği ablaların sosyal medya hesapları üzerinden resmettikleri tiksinç bayağılığın, şairlerin şiir ayağıyla ezim ezim ezilmesi gerekliliğinden dem vursam meselâ; sayısız emice ve emice avcısı sidikli gem vururlar dilime eminim…
Sadece sporun değil; sporcunun da taraftarın da, tüm olup bitenleri olduran medya isimli olması gerekeni değil, olmaması gerekeni parlatanların da tamamının utanç kaynağı olduğunu dile getirsem meselâ; alışılmış koro küfürler arasında dilim dilim dilerler beni eminim.
En koyu siyahın, para isimli kara olduğunu ve o kara kire her ne şekilde olursa olsun mutlaka sahip olmak uğruna namus fukarası uğursuzların; yüreklere, zihinlere, yarınlara açtıkları yaradan, yaralardan bahsedelim desem meselâ; yarama yara ilave ederler eminim!
Meselâ; aynı sofrada oturup aynı ekmeği bölüşen insanların, aynı acıya farklı ekranlardan bakarken birbirine yabancılaşmasını konuşmak istesem… Bir annenin gözyaşının hangi görüşe ait olduğuna göre değer biçen vicdanların, merhameti bile taraflara ayırdığını söylesem… İnsanlığın artık insanı değil; etiketi, partiyi, mezhebi, markayı sevdiğini dillendirsem meselâ; vicdan terazisini pazarda tartıya çıkaranlar bağır çağır taş eder beni eminim.
Bir de şu “kendin ol” diye bağırıp herkesi birbirine benzeten çağdan bahsetsem meselâ… Herkesin aynı kahkahayı attığı, aynı kelimeleri kullandığı, aynı öfkeye alkış tuttuğu o dijital sürüden…
Kalabalıkların içinde karakterini kaybedip profil fotoğrafına dönüşen insanımsıları anlatsam…
Ruhunu filtrelerle örtenlerin, hakikati ekran parlaklığında arayanların yüzüne ayna tutalım desem meselâ; kırılan aynanın suçunu aymazlar bana yüklerler eminim.
Ve meselâ; ölümü yalnızca mezarlıkta sananlardan söz etsem… Nefes aldığı hâlde merhameti ölenleri, gözleri açıkken hakikate kör kesilenleri, secde ettiği hâlde kul hakkını çiğneyenleri konuşsam…
İnsanlığın artık tabutla değil, vicdansızlıkla gömüldüğünü söylesem meselâ; diri görünen ölüler omuz omuza verip üzerime yürürler eminim.
Bir de bilgiyi çoğaltırken hikmeti eksilten zamanın iç yüzünü açalım desem meselâ…
Parmaklarının ucuyla dünyaya ulaşırken yanı başındaki kırık bir gönüle dokunamayanları… Kitaplık dolusu cümle taşıyıp bir tek hakikati omzunda taşıyamayanları isim isim konuşsam…
Cehaletin artık okumamak değil; okuduğu hâlde anlamamak olduğunu söylesem meselâ; kelime kalabalıkları arasında boğarlar beni eminim.
Bu yüzden iyisi mi ben hiç kusmayayım susayım.
Siz de susun.
Amann bize ne yahu!
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar 1
Kalan Karakter: