Hayat, bir çocuğun avuçlarında titreyen uçurtmadır. Rüzgârı hissettikçe güler, ip gerildikçe kendini güvende sanır. Oysa bilmez… En çok bağlandığın şeydir bir gün en ansızın kopan.
Ve ip koptuğu an;
Gökyüzü eksilmez aslında…
İnsanın içi eksilir.
İşte hayat, tam da o kopuş anlarında başlar. Çünkü insan, kaybettikten sonra öğrenir sevmenin ağırlığını.
Benim hayatım da sizin hayatınız da böyle…
Bir sabah, kahvaltı masasındaki eksik sandalyede başlar eksilmek.
Bir akşam, kapısı hiç çalınmayan evde büyür sessizlik.
Bir dostun “yarın ararım” deyip, ömür boyu susmasında derinleşir.
İnsan bazen kalabalıkların ortasında unutulur.
Bazen de yalnızlığın içinde kendine yabancı..
Kalabalıkta kaybolmak değil asıl yalnızlık, kendine ulaşamamakta.
Babam mesela…
Artık yavaş yürüyor, elinde bir baston…
Ama yüzünde tuhaf bir kabulleniş var.
Onu görenler “Ne yaşamıştır?” diye geçiriyor sanki içlerinden, duyuyorum.
Ben artık biliyorum;
İnsan, yaşadıklarından kaçtıkça değil…
Onları içine alıp sustukça olgunlaşırmış.
Çünkü bazı acılar anlatılmaz…
Sadece insanın yürüyüşüne siner.
Hayat sandığımız kadar karmaşık değil belki…
Belki biz anlam veremediklerimizi büyüterek yoruyoruz kendimizi.
Bir hastane koridoru meselâ…
Aynı anda bir odada ilk nefes, diğerinde son veda.
Biri “hoş geldin” derken hayata,
Diğeri “artık yoruldum” der sessizce.
İşte hayat…
Ne sadece sevinçtir ne de sadece hüzün.
İkisini aynı kalpte taşıyabilme hâlidir.
Bir işçi sabaha karşı uyanır, umudu yorgunluğundan büyüktür.
Bir öğrenci sınavdan çıkar.. ya geleceğe yürür ya içine kapanır.
Bir anne salise bölmeden geceyi sabaha bağlar çocuğunun ateşiyle.
Bir baba, cebindeki son parayı ekmeğe çevirir sessizce.
Hayat herkes için başka görünür…
Ama herkes aynı yerden sınanır:
Dayanmak.
Anlamak.
Ve yine de devam etmek.
Objektif bakınca hayat, sade bir denklemdir.
Doğumla açılan parantez,
ölümle kapanır.
Ama insan…
O denklemi duygularıyla bozar.
Bu yüzden birinin “sıradan” dediği gün,
Bir başkasının içine çöken en ağır gecedir.
Birinin unuttuğu an…
Bir diğerinin kalbinde yıllarca kanayan bir hatıradır.
Çünkü hayat yaşandığı gibi değil…
Hissedildiği gibi iz bırakır.
Ve belki de en ağır gerçek şudur:
İnsan, en çok söyleyemedikleriyle yaşar.
Geceleri tavana bakmak değil mesele…
Tavanın altında üstüne çöken düşüncelerle ezilmek.
Kimseye anlatılamayan kırgınlıklar…
Dile gelmeyen cümleler…
İçinde büyüyüp, sesi olmayan o sızılar…
Bir damla yaş;
Sadece su değildir.
İçinde suskunluk vardır,
Kabulleniş vardır,
Ve çoğu zaman sessiz bir veda…
Sonra bir an olur;
Bir koku, bir ses, bir türkü gelir ve hiç beklemediği yerden yakalar insanı.
Ve bütün duvarlar sessiz sedasız yıkılır.
Kirpik ıslanır.
İşte o an anlar insan:
Hayat ne sadece yaşananlardır,
Ne de anlatılabilenler…
Hayat, insanın içinde biriktirdiği
ve bir gün taşan her şeydir.
Hayat…
Herkesin kendi hikâyesinde başrol olduğu,
Ama sonunu kimsenin bilmediği bir yolculuktur.
Ve evet
Biteceği kesindir, bitecektir.
Mesele ne kadar sürdüğü değil…
İçinde ne kadar “yaşandığıdır.” o yüzden.
Kıymet ver.
Çünkü bazı şeyler ikinci kez yaşanmaz…
Bazı insanlar ikinci kez gelmez…
Ve bazı vedalar…
Hiç söylenemez.
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: