Bazı insanlar vardır; öldüklerinde yalnızca bir insanı değil, bir çağın sesini de kaybedersiniz.
İlber Ortaylı böyle isimlerden biri olarak hatırlanacaktır.
O, yalnızca bir tarih profesörü değildi.
O, bir milletin hafızasını diri tutmaya çalışan bir münevverdi.
Bir kürsüde konuşurken, bir televizyon programında anlatırken ya da bir kitabın sayfalarında dolaşırken yaptığı şey hep aynıydı: Türk milletine kendi tarihini yeniden hatırlatmak.
Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarından başlayan büyük yürüyüşü, Selçuklu Devleti’nin irfanını ve Osmanlı İmparatorluğu’nun medeniyetini anlatırken tarih onun dilinde kuru bir bilgi olmaktan çıkardı.
Şehirlerin ruhuna, kültürün sürekliliğine ve medeniyetin derinliğine dönüşürdü.
Onu dinleyen gençler yalnızca tarih değil,
köklerini öğrenirdi.
Çünkü o iyi biliyordu ki bir millet için en büyük kayıp, hafızasını yitirmektir.
İlber Ortaylı, akademi dünyasında sayısız eser verdi. Üniversitelerde dersler verdi, kitaplar yazdı, konferanslar yaptı. Fakat onu farklı kılan şey, tarihi yalnızca akademinin duvarları arasında bırakmamasıydı. Tarihi sokağa, insana ve gündelik hayata taşıdı.
Onun anlatımında tarih yalnızca padişahların, savaşların ve antlaşmaların hikâyesi değildi.
Tarih; bir milletin karakteri, bir medeniyetin yürüyüşüydü.
Bu yüzden geriye dönüp bakıldığında görülecektir ki o yalnızca tarih anlatmadı; bir nesle tarih şuuru kazandırdı.
Bir gün bütün faniler gibi o da bu dünyadan göçüp gidecekti.
Ama bazı insanlar bedenleriyle değil, bıraktıkları fikirlerle yaşamaya devam eder.
Bugün Türk tarihine merak duyan bir gencin zihninde bir kapı aralanıyorsa, o kapının anahtarlarından biri mutlaka onun elinden geçmiştir.
Eski bir söz vardır:
“İnsan ölür, adı kalır;
Âlim ölür, eseri kalır.”
İşte İlber Ortaylı, ardında yalnızca kitaplar değil; uyanmış bir tarih bilinci bırakarak bu dünyadan ayrılan isimlerden biri olarak hatırlanacaktır.
Rahmetle anıyoruz.
Hatırası ilimle, eserleriyle ve yetiştirdiği nesillerle yaşamaya devam edecektir.
Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: