Zor zamanda ortalıkta görünmeyenlerin, iş işten geçtikten sonra birden deniz derya kesilmesi ne tuhaf bir hâl…
Daha doğrusu tuhaf değil; alışıldık.
Ben buna “sonradan gelen bilge-lik” diyorum.
Hasta yatarken sessiz kalanlar, iyileştikten sonra doktor kesilir.
“Zaten belliymiş, şu ilaç baştan verilmeliydi…”
Oysa hastalık sürecinde ne bir ziyaret, ne bir dua, ne de bir omuz vardır ortada.
Arıza varken kimse yoktur;
tamir bitti mi herkes ustadır.
“Ben olsam şöyle yapardım,”
“Bu parça zaten sorunluydu,”
“En başta ben demiştim…”
Demiştin de, kime demiştin?
Problem çözüme kavuşur, iş tatlıya bağlanır;
işte tam o an sosyologlar, psikologlar, stratejistler çıkar sahneye.
Toplumu çözerler, insanı çözerler, süreci çözerler.
Ama süreç yaşanırken yokturlar.
Çünkü yük varken fikir taşımak ağır gelir.
Cenaze defnedilir…
Toprak atılır, dualar biter.
Sonra başlar ahkâm kesmeler:
“Aslında şöyle olmalıydı,”
“Bak ben demiştim,”
“Zamanında dinleseydiniz…”
Oysa en çok ihtiyaç duyulan an, toprağın henüz soğumadığı andı.
Risk bitince konuşmak kolaydır.
Ateş sönünce itfaiyeci olmak marifet sayılır.
Gerçek destek, fırtınada belli olur.
Gemi limana yanaştıktan sonra herkes kaptandır.
Ama dalga vururken, rüzgâr sertken, yön şaşmışken
yanında duranlar azdır.
O yüzden sonradan konuşanların sesi çok çıkar,
ama sözü hafiftir.
Zamanında susup sonradan bilgeleşenler,
hakikatin değil, rahatlığın tarafındadır.
Ve hayat şunu öğretir insana, bana öğretti:
İyileştikten sonra konuşan doktor,
tamirden sonra konuşan usta,
definden sonra konuşan dost değildir.
Asıl kıymet,
yük varken omuz verenlerde,
karanlıkta el uzatanlardadır.
Gerisi…
Deniz derya görünen, bulanık bir damla!
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: