Eskiden şiir denince akla bir masa gelirdi. Üzerinde yarım kalmış bir çay, kenarı kıvrılmış bir defter, belki de düşünmekten yorulmuş bir kalem… Şair dediğin insan sessiz olurdu. Sözünü büyütür, sesini küçültürdü.
Artık şiir, üç kuruşluk bir led ışığının altında, telefon kamerasına doğru hafifçe eğilmiş bir boyunla başlıyor. Omuzlar ritmik şekilde sallanıyor, gözler yarı kapalı bir hâlde süzülüyor. Şiir okunmuyor adeta; sahneleniyor. Üstelik ses de öyle bildiğimiz insan sesi değil. Mikserden geçirilmiş, yankıyla yoğrulmuş, sahibine bile yabancı bir ton…
İnsan bazen düşünüyor: Şiir mi konuşuyor, yoksa bir asansör anonsu mu?
Her saniye yeni bir “şiir canlı yayını” açılıyor. Birisi kalbini anlatıyor, diğeri yalnızlığını, öbürü de henüz ne olduğunu tam bilmediği, bilebilmesinin de mümkün olmadığı kesin bir duyguyu…
Ama hepsinin ortak bir özelliği var: Henüz kendini bulamadan başkalarına yol tarif etme çabası.
Bir de bu sahnenin seyircileri var ki, evlere şenlik.. her mısraın altına aynı cümleler düşüyor:
“Yüreğine sağlık.”
“Sesine sağlık.”
“Kalemine sağlık.”
Sağlık üzerine kurulmuş bir edebiyat hastanesi adeta. Birisi öksürse geçmiş olsun diyecekler neredeyse.
Arka tarafta iki köşeye birer düğümle iliştirilmiş led ışıkları altında süzülenler de ayrı bir sahne kuruyor kendilerine. Kuğu zarafeti hedefleniyor ama bazen plastik ördek estetiğiyle sonuçlanıyor birçoğu. Sözden çok ışıklar yanıp sönüyor.
Erkekler cephesinde ise başka bir mücadele yaşanıyor. Sert görünmek ile kibar görünmek arasında sıkışmış bir hâl… Ses kalın cümleler pamuk. Yüz ciddi ama bakışlar “beğen tuşuna basmayı unutmayın” diye ricacı.
Velhasıl bugün şiir garip bir yol ayrımında.
Bir tarafında gerçekten sözü dert edinmiş birkaç insan var. Sessizce yazan, gösterişten kaçınan, şiirin mahremiyetine saygı duyan…
Diğer tarafında ise kameraya bakarak şiir, özür dilerim şebeklik yapanlar.
Belki bir gün biri çıkar ve bu manzarayı anlatan tokat gibi bir şiir yazar. Ve belki o zaman şiir derin bir nefes alır.
Rahmetli Atatürk'ün sanat adına ifade ederken işaret ettiği o olmazsa olmaz damar, işte bu embesil tayfa eliyle TikTok canlı yayınlarında her saniye kesilmiyor, dilim dilim diliniyor üç kuruşluk para dilenenler eliyle, diliniyor!
Fon müziği dedikleri ise komedinin ayrı boyutu! Şöyle bir cümlesi vardır bu anlamda şiirleri katledenlere hitaben Süleyman Baydili hocamızın; "şiirin bastona ihtiyacı yoktur"
Demem o ki, izin de prim de verilmemeli bu şer zihinlerin ve şehvet kokulu nefeslerin Türk şiirinin üzerinde tepişmelerine!
Ramak Kaldı / Samim İĞDE
Yorumlar
Kalan Karakter: