Yanına gelenin üzerine ne giyinip uzuvlarına ne takındığı değil, neyi zihnine işleyip, neyi kalbinden uzaklaştırdığı önemli..
İnsan, çoğu zaman gördüğüne aldanır. Parıltıya bakar, sesi yüksek olana kulak kesilir, şekle kapılır. Oysa hakikat, ne gözün gördüğünde saklıdır ne de kulağın işittiğinde… Hakikat, insanın içinden geçerken bıraktığı izde gizlidir.
Kimi en sade haliyle gelir ama bir cümlesiyle yüreğinde fırtına koparır; kimi ise gösterişli bir kalabalıkla gelir de ardında tek bir anlam bırakmadan çekip gider.
Kalbe giren her şey, bir misafir değildir. Bazısı yerleşmek ister, bazısı ise yıkmak… Bu yüzden insanın en büyük meselesi, kimleri içeri aldığı değil; içeride kimleri barındırdığıdır. Çünkü her düşünce bir tohumdur. Zihne düşer, kalpte filizlenir ve bir gün davranış olarak boy verir.
Ne giydiğin, nasıl göründüğün, hangi kelimelerle kendini süslediğin… Bunların hepsi bir yere kadar. Ama neyi affedebildiğin, neyi unutmayı seçtiğin, neye tutunup neyi bırakabildiğin…
İşte insanı asıl inşa eden bunlardır.
Çünkü insan, taşıdığı eşyaların değil; taşıyamayıp bıraktıklarının toplamıdır aslında.
Bazen bir kırgınlığı yıllarca kalbinde saklarsın da fark etmezsin nasıl ağırlaştığını… Bazen de bir yükü bırakır, bir düşünceyi kovar, bir hatırayı uğurlar ve o an hafiflersin. İşte o an anlarsın: İnsanın özgürlüğü, sahip olduklarında değil; vazgeçebildiklerinde saklıdır.
Kalp, biriktirmek için değil; arınmak içindir. Zihin, doldurmak için değil; ayıklamak içindir.
Ve insan… insan, her gün kendini yeniden seçmek içindir.
“İnsanı insan yapan, söyledikleri değil; sustuklarıdır” derler. Belki de en çok, içinden attıklarıdır.
Bu yüzden, sana gelenin ne giydiğine değil; sende ne bıraktığına bak. Ve kendine sor:
Ben bugün kalbimden neyi uğurladım, zihnime neyi misafir ettim?
Çünkü hayat, dışarıdan bakıldığında bir kalabalık; içeriden yaşandığında ise bir seçim meselesidir.
Vesselâm
Dış değil iç, söz değil öz.
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: