Türk şiirinin derin damarlarından biri olan hece-kafiye geleneği, bazı ustaların nefesiyle bugün hâlâ canlı. Bu ustaların en sahici, en sade, en içten seslerinden biri de Zeki Kaymakçı. Kayseri’nin ağırbaşlı havasını, Anadolu’nun kendine has esintisini ve Seyrânî’nin torunluğundan gelen bir irfanı dizelerinde duyuran yaşayan bir şair…
Kaymakçı, kelimeyi bir süs olarak değil, bir söz emaneti olarak kullanır. Onun şiirinde mısra, gösterişten uzak; duygu ise derinden ve durudur. Bir yanıyla eski bir türkünün kırçıl sesi, diğer yanıyla modern insanın iç sızısı vardır. Hece, onun elinde bir kalıp değil; bir kalp gibi atar.
İşte Zeki Kaymakçı’nın sevdayı, özlemi ve bekleyişi işlediği “Ordayım İşte” şiirinden bir dörtlük:
Görmedim demişsin hayli zamandır,
Bilmezsin ki sevmek nasıl yamandır.
Aşk ile yananın gönlü dumandır,
Küllere dokun bak, ordayım işte…
“Yazamadım” şiirinin dili ise daha mahzun, daha içe kapanık; yazmakla susmak arasında sıkışmış bir yüreğin hâli:
Bir şiir yazacağım demiştim ya ben sana,
Yüreğim kâğıtlara darıldı yazamadım.
Tam yazmaya başladım acılarımı sayıp,
Anılar ellerime sarıldı yazamadım…
Ve Kaymakçı’nın hayatın faniliğini, kavganın boşluğunu, insanın dünyaya tutunma çabasını tek bir dörtlüğe sığdırdığı o unutulmaz sözler:
Dünya denilen rüya sığmıyorken tabire,
Neden kavga edersin dostlarınla habire.
Ummadığın bir anda küçücük bir kabire,
Hangimiz hangimizi koyacağız kimbilir…
Bu üç dörtlük bile gösteriyor ki Zeki Kaymakçı; yalın ama sarsıcı, sakin ama çok şey söyleyen, geleneğe sadık ama bugünü de kucaklayan bir şair. Onun dizelerinde hem Kayseri’nin sert rüzgârı, hem de Anadolu irfanının sıcak nefesi vardır.
Heceyi yalnızca yaşatmıyor; ona yeniden ruh üflüyor. Söz, onda zamana kafa tutuyor; duygu, onda insanın içinden konuşuyor. Her dörtlüğü, bir insana dokunan ve dokunduğu yerde iz bırakan bir sızı gibi.
Böylesine bir ustayı yaşarken bilmenin, yaşarken anmanın kıymetini bilmeliyiz.
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: