TikTok ve benzeri sosyal medya platformlarında durmaksızın akan sözde “canlı” yayınlar, ilk bakışta masum bir eğlence ve basit bir vakit geçirme alanı gibi sunuluyor. Renkli efektler, gülen yüzler, akan kalpler ve minik rakamlar…
Oysa biraz durup baktığımızda, görünenle görünmeyen arasındaki uçurum insanı ürpertiyor.
Bu platformlar, izleyeni önce küçük sayılarla içeri davet ediyor. “Bir şey olmaz”, “Sadece bakıyorum”, “Bir kereden ne çıkar” denilen her adım; zamanla bağımlılık, yalnızlaşma ve antisosyal bir sürüklenişe dönüşüyor. İnsan, farkına varmadan kendi hayatından çekilip bir başkasının ekranına misafir oluyor. Bu misafirlik uzadıkça, gerçek hayattaki bağlar sessizce kopuyor.
Asıl sorulması gereken soru ise şudur:
Bu canlı yayınlarda havalarda uçuşan dehşet rakamlar, hediyeler, simgeler neyin karşılığıdır?
Bir teşekkür mü?
Bir ilgi kırıntısı mı?
Yoksa satın alınmış bir aidiyet hissi mi?
Aidiyet duygusu, örf, anane, gelenek, görenek, aile olgusu, utanma ve sıkılma gibi insanı insan yapan değerler; nasıl oluyor da birkaç dijital simge karşısında bu kadar kolay devre dışı kalabiliyor?
Bir ekranın karşısında, tanımadığımız insanlara parça parça sevk edilen paralarla bir kir mi yıkanıyor, yoksa isimsiz bir sistem mi işletiliyor, işte bu nokta muhakkak dikkatle incelenmelidir.
Çünkü bu düzen sadece para transferi yapmıyor;
duyguları tüketiyor, değerleri aşındırıyor, emeği görünmez kılıyor.
Kolay yoldan kazanç vaadi, insanı düşünmekten uzaklaştırıyor. Emekle kazanmanın, sabırla üretmenin yerini; bir anlık şöhret, birkaç saniyelik alkış ve sanal onay alıyor. Böylece zamanla şu soru anlamsızlaşıyor:
“Ben neye hizmet ediyorum?”
Tüm bu para trafiği ister istemez daha derin ve rahatsız edici bir soruyu da beraberinde getiriyor:
Bu sistem, kara para aklama mekanizmalarının dolaylı bir parçası olabilir mi?
Kesin hükümler vermek ya da delilsiz ithamlarda bulunmak elbette doğru değildir. Ancak kimliği belirsiz hesaplar arasında dolaşan, saniyeler içinde aktarılıp buharlaşan, kaynağı ve nihai adresi kolaylıkla izlenemeyen bu dijital hediyelerin; paranın izini silme, meşrulaştırma ve parçalayarak görünmez kılma işlevi görüp görmediği ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Özellikle küçük meblağlar hâlinde gönderilen ama toplamda büyük rakamlara ulaşan bu transferlerin, yalnızca “eğlence” ya da “destek” başlığı altında açıklanması, aklı selim hiçbir zihin için yeterli değildir.
Şeffaflıktan uzak her sistem, iyi niyetli kullanımın yanında karanlık amaçlara da zemin hazırlar. Bu nedenle bu platformlar sadece sosyolojik değil; hukuki ve ekonomik boyutlarıyla da titizlikle incelenmelidir.
Toplumlar değerlerini bir anda kaybetmez.
Onları yavaş yavaş, alkışlar eşliğinde, eğlence ambalajıyla kaybeder.
Bu mesele artık “kim ne izliyor” meselesi değildir. Bu, kim neye göz yumuyor meselesidir.
Sosyal medya platformları yalnızca algoritmalarıyla değil; para akışları, denetim mekanizmaları ve şeffaflık düzeyleriyle de masaya yatırılmalıdır. “Eğlence” kılıfı, her şeyin üzerini örten sihirli bir örtü değildir.
Bireyler açısından sorumluluk daha da ağırdır. Çünkü izlemek masum olmaktan çıktığında; desteklemek, alkışlamak ve para göndermek bu düzenin sürmesine katkı sunar. Her gönderilen hediye yalnızca bir simge değil; bir onay, bir kabulleniş, bir alışma hâlidir. Alışılan her yanlış zamanla normalleşir; normalleşen her yanlış ise bir gün “değer” diye savunulur.
Unutulmamalıdır ki kara para, sadece karanlık odalarda değil;
ışıl ışıl ekranların altında da aklanabilir.
Ve bazen en tehlikeli sistemler, en eğlenceli görünenlerdir.
Demem o ki;
Her canlı yayın masum değildir.
Her bağış temiz değildir.
Her sessizlik de tarafsızlık değildir.
Geç olmadan sormalıyız:
Bu düzen bizi izliyor mu, yoksa biz bu düzeni besliyor muyuz?
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar 1
Kalan Karakter: