İnsan en çok sevdiklerinden vazgeçerek büyüyor.
Bir lokmanın tadında, bir şarkı sözünde, bir anının kıyısında kendinden eksilerek çoğalıyor.
Büyük kızımın tebessümünde eriyen bir peynir dilimi gibi,
küçük kızımın mutluluğunda dağılan bir lahmacun dürümü gibi…
Ben, sevdiklerimin sevincine bölündükçe tamamlandım yıllardır.
Bir şarkı vardı mesela…
Rahmetli Ferdi Tayfur’un sesiyle içime dokunan,
her notasını ezbere bildiğim ama her duyduğumda bir hatıraya çarpan…
Teyzem rahmetli öldüğü günden beri dinlemedim, dilemem, dinleyemem.
Çünkü bazen bir şarkı, bir insandan daha ağır gelir insana.
İncinmek kolaydı belki,
kırmak daha kolay…
Ama ben kolay olanı hiç sevemedim.
Bana taş atanlara duvar olmadım,
ama taş da atmadım geri…
İçimde biriken her şeyi sabır diye toprağa gömdüm yıllardır.
Derler ya;
“İnsan, kendine yapılanın aynasıdır.”
Ben daha el kadarken kırdım o aynayı, kırdım.
Yansıtmadım hiçbir karanlığı.
Çünkü bilirim, karanlık çoğaldıkça gece uzar.
Kaybedenin yanında sessiz bir gölge,
acı çekenin omzuna ilişen görünmez bir el olup…
Bazen bir söz, bazen bir susuş,
bazen de sadece orada oluşla dokundum hayata.
Ve anladım…
İyilik, gürültü sevmez.
Merhamet, ilan edilmez.
İnsan, en çok kimse görmezken insan olur çünkü…
“Olma” diyen çok oldu.
“Değmez” diyenler, “boş ver” diyenler…
Ama ben vazgeçmeyi öğrenmedim, öğrenmem, öğrenemem.
Çünkü vazgeçmek, biraz da kendinden vazgeçmek nazarımda.
Ve kim bilir, belki de ben…
Kendime kıyamadım yıllardır.
Şimdi geriye dönüp baktığımda,
yemediklerim, dinlemediklerim, söylemediklerim değil;
sabrettiklerim, sustuklarım ve kırmamayı seçtiklerim kaldı içimde.
Belki eksildim…
ama kimseyi eksiltmedim.
Belki yoruldum…
ama kimseyi yormadım.
Ve en çok da şunu öğrendim:
İnsan, kalbini koruyarak değil,
kalbini kirletmeyerek yaşar.
Yaşadım, böyle de öleceğim.
“Kalp kırmak, Kâbe yıkmak gibidir” derler…
Ben ne bir kalp yıktım,
ne de yıkana benzedim yıllardır.
Önceliği ben olanın sahte inceliğini, önceliği biz olanın en sert oluruna tercih etmedim, etmem, etmeyeceğim.
Bu minvalde nefes alıp veren çok az, biliyorum ama “iyi ki varlar” diyenler de diğerleri, yani onlar.
Onlar da biliyor neyin ne ve neyin doğru, hak olduğunu da neyse…
Sınanmadığı acılar hakkında, sınanan yürekleri sürekli sınama hadsizliği isimli bir hak var ve ben o hakkımı bile helâl ederek yumuyorum gözlerimi her gece.
Kaç yanlış kaç doğruyu götürüyor bilmem ama bir kötü söz, bir sert bakış, bir tiksinç susuş, insan olanın içindeki insanı nasıl infaz ediyor; içimdeki çocuğun ölüşlerinden, öldürüşlerinden biliyorum!
Beyaz peynir, lahmacun ve Ferdi Tayfur’dan nereye bağladın diyenlere cevabım; eşek kadar adamım ama az evvel yine içime içime ağladım.
İçimdeki Samim’i az evvel bir kez daha öldürdüler de...
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: