Elli iki kere üçyüz altmış beş gün yaşamış olmama,
kalan zaman kırk yedi kere yirmi dört saat var..
İçinde bulunarak bizim onu, onun ise bizi tabiri caizse bitirmesine ramak kalan yılı
yenisiyle değiştirmeye hazırlanıyoruz.
Bence mesele, takvimden bir yaprak daha koparmak değil;
yorgunluğumuzu, hevesimizi, kırgınlığımızı aynı cebe koyup “hadi bakalım” diyebilmek.
Elli iki kere üçyüz altmış beş gün içinde elde ettiklerim
olduğu gibi kaybettiklerim de oldu… Sizler gibi.
Kimi gün susarak eksildim,
kimi gün fazla konuşarak.
Yanlış kapılarda bekleyerek öğrendim sabrı, doğru kapıyı çalmaya korkarak tanıdım kendimi. Sizler gibi.
Kaybettiklerimin isimleri var.
Yüzleri, sesleri, hatıraları…
Bazıları hâlâ içimde bir yerlerde yaşıyor,
bazılarıysa sessiz bir sızı olarak kalıyor. Sizde olduğu gibi.
Kazandıklarım da var elbet;
ama en kıymetlisi,
her şeye rağmen ayakta kalabilmiş olmak, hâlâ hissediyor, hâlâ üzülüyor,
hâlâ seviyor olmak.
Eksilteceğimiz ne var, ne kadar daha var bilmiyorum.
Ama layıkıyla eskiterek eksiltmek nasip olur umarım. Çünkü insan, en çok kendini eskittiği yerden
tanıyor hayatı.
Şimdi önümüzde yeni bir yıl duruyor. Ne vaat eder, neyi alır götürür bilinmez.
Ama biliyorum; biraz daha bizden alacak, biraz daha bizi bize yaklaştıracak.
Dilerim ki bu yıl;
yorulduklarımızı dinlendirsin,
kırıldıklarımızı sarıp sarmalasın. Geç kalmış sevinçlere kapı açsın, erken gidenlere rahmet, kalanlara sabır olsun.
Yeni yıl; koşup yetişmemiz gereken bir yarış değil, arada durup nefes alabildiğimiz,
susup kalbimizi dinleyebildiğimiz bir yıl, bir yol olsun.
Ve bu satırlar,
okuyan her yüreğe bir anlık da olsa sıcak bir omuz,
sessiz bir kucak, “yalnız değilsin” diyen bir his bıraksın…
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: