Takvim yaprakları arasında en kısa duran aydır Şubat.
Yirmi sekiz gün… Bazen yirmi dokuz.
Sanki aceleye gelmiş, sanki yarım bırakılmış gibidir.
Ama dikkat edin; en sert ayazlar, en beyaz karlar, en çıplak ağaçlar da onun zamanına denk gelir.
Eksik gibi görünen her şey zayıf değildir. Bazen eksik sandığımız şey, yoğun olandır.
Ben 17 Şubat doğumluyum.
Yani tam ortasında…
Ne başında ne sonunda.
Ayın kalbinde.
Belki bu yüzden Şubat’ı hep kendime benzetirim. Biraz soğuk, biraz içe dönük, biraz mesafeli… Ama içinde sakladığı bir sıcaklık arayışı var. İnsan da öyle değil mi? Dışarıdan bakınca güçlü, hatta zaman zaman sert. Ama iç dünyasında titreyen bir parmak ucu kadar hassas.
Hayat dediğimiz de biraz değil tam olarak Şubat gibi.
Eksik günlerimiz var.
Yarım kalan hayallerimiz var.
“Keşke” diye dişlerimizin arasında ezmeye çalıştığımız cümleler var.
Elde ettiklerimiz kadar kaybettiklerimiz de bizi biz yapıyor. Yolcu ettiklerimiz, dert ettiklerimiz, kahrettiklerimiz… Hepsi omuzlarımıza yağan birer kar tanesi. Önce üşütüyor. Sonra beyazlatıyor. Sonra olgunlaştırıyor.
Saçlara düşen aklar sadece yaşın değil, yaşanmışlığın imzası.
Zaman insanı tüketmiyor aslında; yoğuruyor.
Ayaz sertleştirmiyor; dayanıklı kılıyor.
Bugün dünyaya hangi coğrafyadan bakarsanız bakın, insanın ortak bir gerçeği var: İçimizde hep bir sıcak nefes arıyoruz. Bir omuz, bir söz, bir anlayış…
Çünkü insan, en çok üşüdüğü yerde insana ihtiyaç duyar. En çok yalnız kaldığı anda bir “ben buradayım” cümlesi ister.
Hayat gibi, hayat her zaman bahar değildir.
Ama her kışın içinde bir bahar hazırlığı vardır.
Soğuk aldığımız her nefes, hâlâ nefes alabildiğimizi gösterir.
Eksik günlerimiz, hâlâ tamamlanacak bir yolumuz olduğunu.
Yani belki de mesele, Şubat’ı sevmeyi öğrenmekte.
Eksikliği kabullenmekte.
Soğuğu inkâr etmeden, içimizdeki ateşi koruyabilmekte.
Ben 17 Şubat’ta doğmuş biri olarak şunu biliyorum:
Eksik olmak, değersiz olmak değildir.
Soğuk olmak, sevgisiz olmak değildir.
Bazen insan, en çok üşüdüğü mevsimde kendini tanır.
En kısa ayda en uzun muhasebeyi yapar.
En sessiz gecede en yüksek iç sesini duyar.
Şubat gibi olalım biraz.
Az ama derin.
Sessiz ama anlamlı.
Soğuk ama içten içe sıcak.
Takvimde kaç gün yer kapladığımız değil;
Kalplerde ne kadar iz bıraktığımız önemli!
Vesselam, bazı aylar da, bazı nefesler de eksik değildir, sadece fazlalıkları yoktur.
Ömürlerimizi olur olmaz böbürlenen öbürlerinin yalan yanlış gıybetleri ile değil sevdiklerimizin layık olan kıymetleri ile taçlandır ve bizi bize bırakma Allah'ım
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: