Bu cümleyi kim bulduysa, Türkçeye muz kabuğu bırakmış.
Dikkat!
"Sana ne kadar teşekkür etsem azdır."
Bir dakika...
Daha soru yeni kuruluyordu. Kim cevap verdi?
"Ne kadar teşekkür etsem?"
"Azdır."
Soru da bizden... Cevap da bizden...
Karşı taraf daha "Rica ederim." diyecek, biz davayı karara bağlamış oluyoruz.
İşin ilginci, bu cümlede matematik de çalışmıyor.
Bir teşekkür...
Azdır.
On teşekkür...
Azdır.
Yüz teşekkür...
Azdır.
Bir kamyon teşekkür...
Azdır.
Konteyner dolusu teşekkür...
Yine azdır.
Sanki teşekkür değil, damacana su siparişi veriyoruz.
Bir de bunu söyleyenlerin performansına bakın.
"Ne kadar teşekkür etsem azdır."
Ardından...
"Teşekkür ederim."
Bitti.
Hani azdı?
Madem azdı, devam et.
"Teşekkür ederim."
Bir daha.
"Teşekkür ederim."
Olmadı, bir daha.
Madem hesabı sen açtın, borcu kapatana kadar sürdür.
Yok...
Bizde mesele teşekkür etmek değil; teşekkürün yetersiz olduğunu ilan etmek.
Bir nevi ön ödeme.
Asıl komik olan ise karşı tarafın buna hiç itiraz etmemesi.
Bugüne kadar bir kişinin çıkıp da:
"Yok canım, abartma. Üç teşekkür yeter, dördüncüyü kabul etmiyorum."
dediğini duydunuz mu?
Demiyor.
Çünkü o da oyunun kuralını biliyor.
Bir gün onun da aynı cümleye ihtiyacı olacak.
Aslında bu cümle, teşekkürden çok sigorta poliçesi.
Olur da eksik teşekkür etmiş görünmeyelim diye, peşinen açıklama yapıyoruz.
"Bak, farkındayım. Ne kadar etsem az."
Yani teşekkür etmiyoruz.
Teşekkür edemeyişimizi ilan ediyoruz.
Galiba bu yüzden bu cümle yıllardır yaşıyor.
Türk milleti olarak duyguyu bile peşin hükümle teslim ediyoruz.
Önce karar...
Sonra gerekçe...
En son da bir tane "Teşekkür ederim."
Gerisi mi?
Azdır...
"Endişeye mahal yok iyiyim"
Yok yok bunun üzerinden kelime oyunu yapmayacağım; çünkü memlekette "endişeye gerçekten mahal yok!
Keza memlekete endişe artık hazdır!
Ramak Kaldı / Samim İğde
Yorumlar
Kalan Karakter: