Bugün Balıkesir’den gelen haberle bir kez daha irkildik.
Bir F-16 savaş uçağımız düştü. Ve o uçağın kokpitinde bir evladımız vardı.
Savaş uçakları düştüğünde yalnızca metal yığınları yere çakılmaz.
Bir annenin yüreği düşer.
Bir eşin bekleyişi yarım kalır.
Bir çocuğun “babam ne zaman gelecek?” sorusu cevapsız kalır.
Biz çoğu zaman gökyüzüne hayranlıkla bakarız. Gürültüsünü duyduğumuzda gururlanırız. Oysa o sesin arkasında büyük bir sorumluluk, büyük bir disiplin ve büyük bir risk vardır. Pilotlar yalnızca uçmaz; sınırın, bayrağın ve güvenliğin yükünü taşırlar.
Balıkesir’de düşen jet, bir görev uçuşundaydı. Yani rutin bir mesai gibi görünen ama her an tehlike barındıran bir vazifenin içindeydi. Askerlikte “rutin” kelimesi aslında hiçbir zaman tam anlamıyla güvenli değildir. Gökyüzü affetmez. Hız affetmez. Küçücük bir teknik aksaklık bile geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.
Bu tür kazalarda ilk refleksimiz genelde “neden?” olur. Teknik arıza mı? İnsan hatası mı? Hava koşulları mı? Elbette bunların hepsi araştırılacak. Uzman ekipler enkazı inceleyecek, kayıtlar çözülecek, raporlar hazırlanacak. Ama bütün bu teknik süreçlerin ötesinde değişmeyen bir gerçek var: Biz bir can kaybettik.
Şehitlik kelimesini çok kullanıyoruz bu ülkede. Belki de fazla alıştık. Oysa her şehit haberi, aslında bir evin ışığının sönmesi demek. Bir sofrada bir sandalyenin boş kalması demek. Bir fotoğrafın çerçevede donup kalması demek.
F-16 pilotu olmak sıradan bir meslek değildir. O koltuğa oturmak için yıllarca eğitimden geçilir. Fiziksel dayanıklılık, zihinsel berraklık, refleks, disiplin… Her biri milimetrik hesaplarla ilerler. O yüzden kaybettiğimiz her pilot, sadece bir asker değil; yetişmiş, tecrübeli, ülkenin savunma gücünün önemli bir parçasıdır.
Bu tür kazalar bize bir gerçeği daha hatırlatır: Savunma gücü sadece teknolojiyle değil, insanla ayakta durur. Uçağı yapan mühendis ne kadar önemliyse, o uçağı uçuran pilot da o kadar hayati bir değerdir. Makineyi yenileyebilirsiniz. Ama yetişmiş insanın yerini doldurmak yıllar alır.
Bugün Balıkesir’de gökyüzü biraz daha sessiz. Ama milletin kalbi biraz daha gür atıyor. Çünkü bu acı, sadece bir şehrin değil, 85 milyonun ortak acısıdır.
Belki yarın yine jetlerin sesi gökyüzünde yankılanacak. Belki yine gururla başımızı kaldıracağız. Ama bugün, biraz susmak gerekir. Biraz düşünmek. Biraz empati yapmak.
Gökyüzünden düşen o ateş parçası, aslında bize şunu hatırlattı:
Bu ülkenin güvenliği, görünmeyen kahramanların omuzlarında yükseliyor.
Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum.
Ve bir kez daha anlıyorum ki, bazı haberler sadece okunmaz… Yüreğe düşer.
Yorumlar
Kalan Karakter: