Bugün 16 Şubat 2026. Camiler henüz teravih ezanıyla inletilmedi, ilk sahurlar için alarmlar kurulmadı. Ama havada bir farklılık var, farkında mısınız? Sokaklar biraz daha yumuşak, insanlar biraz daha tebessümlü, pazarlar biraz daha hareketli... Çünkü şehrin sultanı kapıda. Sadece 48 saat kaldı.
Evet, 18 Şubat akşamı ilk teravih, 19 Şubat sabahı ilk sahurla Ramazan-ı Şerif'in kapısını aralayacağız. Ama bu iki gün, bekleyişin değil; hazırlığın günü olmalı. Çünkü Ramazan sadece gelen bir misafir değil; bizi dönüştüren bir okul.
Pazarların Telaşı, Kalplerin Heyecanı
Dün semt pazarından geçtim. İftarlık hurma arayanlar, baklava tezgahlarına bakanlar, yeni elbise provası yapan çocuklar... Herkes bir şeylerin peşinde. Ama asıl aranan şey, poşetlerin içinde değil; bu telaşın kendisinde gizli. "Hazırlanıyorum" demenin verdiği o tatlı heyecan.
Bir teyze gördüm. Eliyle kabak seçiyordu. "Kızım," dedi, "bütün yıl bunun için beklerim. Dolma yapacağım, komşuya götüreceğim. Ramazan olunca herkes kapısını açık tutar." İşte bu! Ramazan'ın sırrı bu cümlede gizli: Kapıları açmak, sofraları büyütmek, "ben"i "biz"e çevirmek.
Son İki Gün: Beden mi, Ruh mu?
Çoğumuz bu iki günü "oruca bedeni alıştırma" gibi görürüz. Ara öğünler, erken kalkmalar, kahveyi azaltma çabaları... Hepsi doğru, hepsi gerekli. Ama unuttuğumuz bir şey var: Asıl hazırlık, ruhsal olmalı.
Kime kırgınız, kime borçluyuz, hangi duaları erteledik? Ramazan gelmeden önce "borçları kapatmak" sadece para değil; özürler, vedalar, kavuşmalar demek. Belki bu iki gün, telefona sarılıp "Özür dilerim" demek için son şans.
Bir arkadaşım anlatmıştı: Her Ramazan'dan önce babası üç kişiyi ararmış. "Borçlu olduğum üç kişi," derdi. "Birini bulursam arar, bulamazsam duada anarım." Bu sene o arkadaşım babasının geleneğini sürdürüyor. Çünkü Ramazan temiz bir sayfa açmak demek.
Camiler Hazırlanıyor, Peki Ya Biz?
Mahalle camiinden sesler geliyor. Halılar seriliyor, avizeler parlatılıyor, teravih için hatim listeleri hazırlanıyor. İmam hocanın heyecanı yüzünden okunuyor. "Bu sene gençler gelsin," diyor. "Kalabalık olsun, cemaat dolsun."
Ama camilerin hazırlığı görünür, bizimki görünmez. Kimimiz oruç tutamayacak hasta yakınlarımız için endişeleniyoruz, kimimiz iş yerindeki iftar organizasyonunu planlıyoruz, kimimiz sadece "bu sene daha iyi bir Ramazan geçireyim" niyetiyle durup düşünüyoruz.
Hepsi kabul. Çünkü niyet, amelden önce gelir. Ve bu son iki gün, niyetlerimizi tazelemenin tam zamanı.
Ramazan Gelenekleri: Kaybolan ve Kalan
Konuşalım biraz kaybolanlardan. Sokağa kurulan uzun iftar sofraları, komşunun kapısına bırakılan yemek tabakları, teravih çıkışı çay içme ritüelleri... Kentleşme bunları yuttu. Ama yerine başka şeyler geldi: Sosyal medyada iftar davetiyeleri, online hatim grupları, cami gençlik kollarının düzenlediği etkinlikler.
Kayıp mı? Belki. Değişim mi? Kesinlikle. Önemli olan, bu ayın ruhunu -paylaşmayı, dayanışmayı, merhameti- hangi formatta yaşarsak yaşayalım, onu kaybetmemek.
Geçen sene bir üniversite öğrencisiyle konuşmuştum. "Biz yurtta kalanlar," demişti, "her Ramazan birbirimize iftar yaparız. Kimin ailesi uzakta, kimin parası yetmiyor... Belli olmaz. Ama o sofra kurulur, kimse aç kalmaz." İşte bu! Gelenek değişir, ama ruh aynı kalır.
Bu Sene Farklı Olsun
Son iki gün. Peki bu Ramazan'da neyi farklı yapacağız? Bir önerim var: Her gün bir "küçük şey". Bir gün sokaktaki kediye su koymak, bir gün eskiden arayıp sormadığımız birine mesaj atmak, bir gün camide teravih çıkışı bir yabancıya gülümsemek...
Çünkü Ramazan'ın büyük mucizeleri, büyük ibadetlerde değil; küçük ama sürekli iyiliklerde gizli. Oruç tutmak farz, ama o orucu "güzel" kılan işte bu detaylar.
Ve unutmayalım: Bu ay, sadece Müslümanların değil; "insan olanın" ayı. Dünyanın bir ucundaki mazluma dua etmek, diğer ucundaki açlığa sessiz kalmamak... Ramazan bizi "büyük resme" bakmaya zorluyor. Kendi küçük dünyamızdan çıkıp, ummetin vicdanı olmaya davet ediyor.
Kapıdaki Işık
16 Şubat akşamı bu satırları yazarken, pencereden baktım. Sokak lambaları yanıyor, insanlar telaşlı. Ama 48 saat sonra aynı sokaklar, aynı lambalar altında başka bir hava taşıyacak. İlk teravih çıkışı, ilk "Ramazan geldi" tebessümleri, ilk iftar telaşı...
Ve biz, bu iki günü sadece "bekleyerek" değil; "hazırlanarak" geçirelim. Çünkü şehrin sultanı, hazır olana daha güzel gelir.
Hoş gelmeye hazırlanıyorsun, ey şehrin sultanı.
Hasan Can Yıldırım
Yorumlar
Kalan Karakter: