KIRILDIĞIMIZ YERLERDEN TANIRIZ HAYATI
İnsan en çok güvendiği yerden kırılır.
Bu artık bir klişe değil, bir gerçeklik anatomisi. Çünkü kalp, rastgele birine değil; kendine yakın gördüğüne açılır. Ve ne gariptir ki, insanı en çok yaralayanlar, bir zamanlar ona “ev” gibi hissettirenlerdir.
Kırılmak… çoğu insanın zayıflık sandığı o şey, aslında ruhun en dürüst halidir. Çünkü incindiğimiz anlarda maskeler düşer. Kim olduğumuzu değil, neye değer verdiğimizi görürüz. Bizi neyin yaraladığını anlamak, aslında neyi sevdiğimizi anlamaktır.
Birinin sözleri canını yakıyorsa, orada bir bağ vardır.
Birinin yokluğu içini oyuyorsa, orada bir anlam yüklemişsindir.
Ve biri seni hayal kırıklığına uğrattığında… aslında sen, onun gerçekte kim olduğuyla değil, olmasını istediğin kişiyle vedalaşıyorsundur.
İnsanlar bizi kırmaz aslında.
Biz, onları olduğundan farklı gördüğümüz yerde kırılırız.
Ama işin en acı tarafı şu:
Bizi inciten insanlar çoğu zaman kötü oldukları için değil, bizim onlara verdiğimiz değeri taşıyacak kapasitede olmadıkları için bunu yaparlar. Ve bu gerçekle yüzleşmek… birini suçlamaktan çok daha ağırdır.
Kırıldıkça kabuk bağlamayı öğreniyoruz.
Ama her kabuk, bir parça hissizleşmek demek.
Ve insan bazen kendini koruyayım derken, sevebilme yetisini de yavaş yavaş törpülüyor.
Yine de…
Kırılmak bir son değil.
Çünkü her incinme, bir uyanıştır.
Kime ne kadar yaklaşacağını, kime ne kadar mesafe koyacağını öğreten sessiz bir öğretmen gibi çalışır. İçinde bir şeyler ölür evet… ama aynı anda daha gerçek, daha net bir “sen” doğar.
Artık daha az inanırsın, ama daha doğru görürsün.
Daha az bağlanırsın, ama daha sağlam durursun.
Ve bir gün şunu fark edersin:
Seni kıran insanlar, seni küçültmedi.
Sadece seni, kendine geri verdi.
Çünkü insan en sonunda şunu öğrenir:
Kimse, sana verdiğin değerden daha fazlasını veremez.
Ve belki de hayatın en büyük olgunluğu şudur;
Kırıldığın yerleri saklamak yerine, onları tanımak…
Ve artık kimseye, o yaralara ulaşabilecek kadar kontrolsüz bir yakınlık vermemek.
Yorumlar
Kalan Karakter: