İnsan dünyaya gelirken yanında bir benlik tohumu getirir.
Bu tohumun adı egodur.
Ego başta zararsızdır. Hatta insana bir kimlik verir.
“Ben varım” diyebilmenin ilk kapısıdır.
Fakat insan kendini tanımadan büyürse, bu benlik tohumu zamanla kalın bir perdeye dönüşür.
O perde öyle bir perdedir ki, insan artık kendini değil, kendi zannını görmeye başlar.
Tasavvuf ehli bu yüzden şöyle der:
İnsanın en büyük düşmanı dışarıda değildir; kendi içinde gizlidir.
Ego, insanın kulağına sürekli bir hikâye anlatır:
Sen merkezsin…
Sen haklısın…
Sen diğerlerinden ayrısın…
Bu hikâyeyi çok dinleyen kişi bir süre sonra hakikati değil, kendi yansımasını yaşamaya başlar.
İşte tam burada insanın iç dünyasında bir savaş başlar.
Bir tarafta nefsin sesi,
diğer tarafta hakikatin çağrısı vardır.
Ego büyüdükçe insanın kalbi daralır.
Kalp daraldıkça insan kendini büyütmeye çalışır.
Unvanlarla, güçle, görünürlükle…
Fakat hakikat başka bir şey öğretir.
Hakikat der ki:
İnsan büyüdükçe küçülmeyi öğrenmelidir.
Gerçek olgunluk, insanın kendini büyütmesinde değil,
kendi benliğini aşabilmesindedir.
İşte insanın iç dünyasına dokunan mesleklerin asıl görevi de burada başlar.
İnsana kader anlatmak, enerji anlatmak, yıldızları yorumlamak…
Bunların hiçbiri yalnızca bilgi değildir.
Bunlar insanın içindeki aynayı temizleme sanatıdır.
Çünkü insan bazen kendi yolunu göremez.
Bazen korkuların içinde kaybolur,
bazen egosunun kurduğu sarayda hapsolur.
İşte o zaman bir rehbere ihtiyaç duyar.
Hakiki rehberlik insanı büyütmez,
insanın içindeki hakikati hatırlatır.
Çünkü tasavvufun en büyük sırrı şudur:
İnsan aslında kaybolmaz.
Sadece kendini unutabilir.
Ve bazen bir söz, bir fark ediş, bir ayna…
İnsanı yeniden kendisine döndürebilir.
Ego insanı dünyaya bağlar.
Hakikat ise insanı kendine ve Yaradan’a yaklaştırır.
Bu yüzden insanın gerçek yolculuğu dışarıya değil,
kendi içine doğrudur.
Ve o yolculukta en zor kapı şudur:
İnsanın kendi egosunu tanıması.
Çünkü insan kendini tanıdığı gün,
dünya küçülür…
hakikat büyür.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: