Tamamlanmak mı, Paylaşmak mı?
İnsan çoğu zaman bir ilişkiye kalbindeki eksikliği tamamlamak için girer. İçinde tarif edemediği bir boşluk vardır ve o boşluğun bir başka insanla dolacağını sanır. Oysa hakikatin yolu burada ince bir ayrım yapar: İnsan insanı tamamlamak için değil, onunla varlığını paylaşmak için karşılaşır.
İnsanın içindeki boşluk aslında bir eksiklik değil, hakikati arayan bir yankıdır. Fakat çoğu insan bu yankıyı yanlış duyar. Kalbin çağrısını bir başka insana yöneltir. Böylece ilişki bir paylaşım alanı olmaktan çıkar, bir ihtiyaç alanına dönüşür.
Oysa hakiki bağlar ihtiyaçtan değil, varlık bilincinden doğar.
Kendi iç dünyasında ayakta duramayan bir insan, karşısındakini farkında olmadan yük altında bırakır. Onun sevgisini, ilgisini ve varlığını sürekli bir dayanak olarak görmek ister. Fakat sevgi bir dayanak değildir.
İnsan önce kendi içinde tamamlanmayı öğrenmelidir. Çünkü kalbinde eksiklik hisseden kişi sevgiyi bile bir tutunma biçimine dönüştürür.
Oysa hakiki ilişki, iki eksik parçanın birbirine sarılması değildir.
Hakiki ilişki, iki varlığın kendi bütünlüğünü koruyarak yan yana yürüyebilmesidir.
Birbirine yaslanmadan yürüyebilen iki insanın yolu kesiştiğinde, orada bağımlılık değil refakat doğar. İşte o zaman ilişki bir ihtiyaç olmaktan çıkar, bir yol arkadaşlığına dönüşür.
Bilgeler bu yüzden şöyle söyler:
“Sevgi, eksikleri tamamlamak için değil; var olanı çoğaltmak için vardır.”
İnsan kendi hakikatine yaklaştıkça şunu anlar:
Bir başkasında aradığı şey aslında kendi içinde uyanmayı bekleyen bir ışığın yansımasıdır.
Bu yüzden belki de sorulması gereken soru şudur:
Bir ilişkiye girerken gerçekten tamamlanmak mı istiyoruz, yoksa varlığımızı paylaşacak bir yol arkadaşı mı arıyoruz?
Çünkü insan tamamlanmayı başka bir kalpte aradığında bağımlı olur.
Ama paylaşmayı öğrendiğinde özgür kalır.
Ve özgür insanların kurduğu bağlar, zamanla bir ilişki olmaktan çıkar…
Birlikte yürüyen iki ruhun hikâyesine dönüşür.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: