Kul hakkı öyle sıradan bir “ayıp” değildir. O, ilahi adaletin kırmızı çizgisidir. Namazın telafi olur, orucun kazası olur… Ama bir insanın kalbine bilerek verdiğin zarar, onun emeğini çalman, itibarını gölgelemen, hakkını gasp etmen — işte onun hesabı doğrudan kul ile kul arasındadır. Ve bu hesap kapanmadan kapanmaz.
Hz.Muhammed şöyle buyurur:
“Üzerinde kardeşinin hakkı olan kimse, altın ve gümüşün bulunmayacağı gün gelmeden önce onunla helalleşsin.”
Bu cümle çok nettir. Ahirette para yok. Ünvan yok. Güç yok. Orada ödeme birimi ameldir. Sen birinin hakkını yediysen, sevaplarınla ödersin. Sevabın yetmezse, onun günahı sana yüklenir. İlahi matematik şaşmaz.
Kul hakkı sadece maddi değildir.
– Birini bilerek susturmak da kul hakkıdır.
– İftira atmak da kul hakkıdır.
– Birinin emeğini küçümsemek, arkasından konuşup itibarını zedelemek de kul hakkıdır.
– Bir kadının onuruyla oynamak, bir adamın ekmeğiyle oynamak da kul hakkıdır.
Hakikat şudur: Allah affeder ama kul affetmeden dosya kapanmaz.
Tasavvuf ehli der ki; insanın kalbi Kâbe’den üstündür. Kâbe’yi yıkmak büyük günahtır ama bir kalbi yıkmak daha büyüktür. Çünkü Kâbe’yi Allah inşa etmiştir, kalbi ise bizzat kendi kudretiyle yaratmıştır.
Kul hakkına giren kişi aslında en büyük zararı kendine verir. Çünkü o, kaderine bir düğüm atar. Haksızlık ettiği kişi yükselirken, kendi enerjisi daralır. İç huzuru kaçar. Bereketi kesilir. Çünkü adalet ilahi sistemin temelidir. Adalet bozulduğunda hayat da bozulur.
Ve unutma; hak yenen yerde sessizlik ilahi değildir. Mazlumun ahı yerde kalmaz. O ah, görünmez bir çağrı gibi arşa yükselir.
O yüzden insanın en güçlü duası şudur:
“Kimsenin hakkına girmeyeyim, gireni de affedebilecek olgunluğa erişeyim.”
Çünkü affetmek erdemdir ama hak yemek zayıflıktır.
Ve hakikat şunu söyler: Güçlü olan hak yemez, zayıf olan haksızlık yapar.
Şimdi sana soruyorum…
Bir insanın hakkını yemek mi daha ağırdır, yoksa hakkını aramak mı?
Cevabı biliyorsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: