İnsan çoğu zaman hedef dediği şeyi bir varış noktası zanneder; oysa hedef, gidilecek bir yer değil, içinde açılacak bir kapıdır. Çünkü hakikat şudur: İnsan dışarıda yürüdüğünü sanırken aslında içinin derinliklerinde ilerler. Yol dediğin şey, adımların değil niyetin izidir. Niyet bozuksa yol uzar, niyet safsa yol zaten senin içinden geçer. Bu yüzden herkes yürür ama herkes varamaz; çünkü herkesin yürüdüğü yer aynı değildir. Kimi dünyaya doğru yürür, kimi kendine doğru. Ve kendine yürümeyen hiçbir insan, hedefe ulaştığını sandığı yerde bile eksik kalır. Çünkü hedef dediğin şey, elde edilen değil dönüşülen bir haldir.
İnsan hedef koyarken çoğu zaman ne istediğini değil, neye benzemek istediğini seçer. Başkasının hayatına özenir, başkasının ışığını kendine hedef yapar. Oysa ödünç alınmış bir ışık, yolu aydınlatmaz; sadece gözünü kamaştırır. Hakiki hedef, dışarıdan bakınca anlaşılmaz; o, insanın kalbinde ağır ağır yoğrulan bir kaderdir. Sabırla şekillenir, sessizlikte büyür, yalnızlıkta sınanır. Çünkü hakiki olan her şey gibi hedef de gürültüyü sevmez. Onu taşıyan insan da bir süre sonra kalabalıklardan çekilir, çünkü bilir ki kalabalık, ruhun sesini bastırır.
Bir insanın hedefi neyse, imtihanı da odur. Çünkü hedef sadece ulaşılacak bir zirve değil, geçilecek bir ateştir. Ateşten geçmeyen hiçbir niyet arınmaz. Ve arınmayan hiçbir niyet hakikate değmez. Bu yüzden bazı yollar zorlaşır, bazı kapılar kapanır, bazı insanlar yarı yolda kalır. Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Hepsi, insanın ne kadar gerçek olduğunu ölçen ince ayarlardır. Çünkü hakikat, kolay olanı değil, doğru olanı seçenlere açılır.
İnsan hedefe ulaşmak ister ama çoğu zaman hedefe layık olmak istemez. Oysa mesele ulaşmak değil, taşımaktır. Taşıyamayacağın bir hedef, sana ait değildir. Sana ait olmayan bir hedefe ulaştığında ise, orada duramazsın. Ruh seni geri çeker, içinden bir eksiklik büyür ve adını koyamadığın bir boşluk seni kemirir. İşte o boşluk, yanlış hedefin yankısıdır.
Gerçek hedef, insanı büyüten değil, dönüştüren hedeftir. Seni daha parlak değil, daha hakiki yapan şeydir. Çünkü parlaklık göz alır ama hakikat kalpte yer eder. Ve kalpte yer etmeyen hiçbir başarı, insanı doyurmaz. İnsan en çok da ulaştığı halde tatmin olamadığında anlar bunu. Çünkü ruh, kendine ait olmayan hiçbir zirvede konaklamaz.
Sonunda insan şunu öğrenir: Hedef dediğin şey, dışarıda kazanılan bir zafer değil, içeride kazanılan bir berraklıktır. Yol ise dışarıda yürünmez; insan, kendi karanlığının içinden geçerek ilerler. Ve kim kendi içinden geçmeyi göze alırsa, işte o insan hedefe ulaşmaz… hedefin kendisi olur.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: