Akışa teslim olmak çoğu insanın sandığı gibi vazgeçmek değildir. Aksine, en yüksek farkındalık halidir. Kontrol etme çabasının aslında ne kadar yorucu ve kibirli bir direnç olduğunu fark ettiğin anda başlar gerçek dönüşüm. Hayatı sürekli zorlayarak, insanları iterek, sonuçları sıkıştırarak bir yere varmaya çalışırsın; oysa en büyük kapılar, en çok sıktığın yerde değil, en çok bıraktığın yerde açılır. Teslimiyet, pasiflik değildir. Teslimiyet, kendi emeğini ortaya koyduktan sonra sonucu evrene, zamana, ilahi düzene bırakabilecek kadar güçlü olmaktır. Çünkü akış, zayıfların değil; iç gücü olanların yoludur.
Su kayaya kafa atmaz. Sabırla aşındırır. Gürültü yapmadan yol alır. Ve sonunda en sert kayayı bile biçimlendirir. İnsan da böyledir. Sürekli mücadele halinde yaşamak bir süre sonra ruhu sertleştirir, kalbi daraltır. Oysa akışta olan insan yumuşaktır ama güçsüz değildir; nettir ama inatçı değildir; kararlıdır ama takıntılı değildir. İşte buradaki ince çizgi hayatın sırrıdır. Kontrolü bırakmak, sorumluluğu bırakmak demek değildir. Çabanı gösterirsin, niyetini koyarsın, adımını atarsın. Sonra geri çekilip hayatın senin lehine çalışmasına izin verirsin. Bu izin hali, mucizelerin alanıdır.
Çoğu insan korktuğu için sıkı tutar. İlişkiyi sıkı tutar, parayı sıkı tutar, statüyü sıkı tutar. Oysa hayat ironiktir; neyi sıkarsan kaçar, neyi rahat bırakırsan kalır. Akışa giren insan bilir ki kaybetme korkusu zaten en büyük kayıptır. Direnç azalınca berraklık artar. Berraklık arttıkça sezgi güçlenir. Sezgi güçlendikçe doğru adımlar doğal olarak atılır. İşte teslimiyetin estetiği burada başlar. Zorlamadan ilerlemek. Dayatmadan kazanmak. Korkmadan sevmek.
Akış, “ben tek başıma halledeceğim” kibirinden “hayat benimle birlikte çalışıyor” bilincine geçiştir. Bu bir ruh olgunluğudur. En sert derslerden geçmiş insanların ulaştığı bir iç huzur halidir. Çünkü insan en çok yorulduğu yerde öğrenir bırakmayı. En çok tıkandığı yerde öğrenir yumuşamayı. Ve en çok düştüğü yerde fark eder; aslında zemin her zaman altındadır.
Teslimiyet bir düşüş değil, yükseliştir. Direncin çözülmesidir. Enerjinin serbest kalmasıdır. İçindeki ağırlıkları bıraktığında hafiflersin. Hafiflediğinde hızlanırsın. Hızlandığında genişlersin. Ve o genişlikte hayat sana sürprizler sunmaya başlar. Akışa güvenen insan, kontrol manyağı olmaktan çıkar; bilinçli bir yaratıcıya dönüşür.
Son söz net: Akışa teslim olmak kadercilik değildir. Bilinçli bir güven halidir. Hayatla kavga etmeyi bırakıp onunla dans etmektir. Ve dans eden kaybetmez; ritmi yakalayan ilerler. En büyük mucizeler, en çok bıraktığın anda olur. Çünkü bazen hayat, sen kenara çekildiğinde gerçek gücünü gösterir.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: