“Allah istemese yaprak dahi kıpırdamaz.” İnsan bunu gerçekten idrak ettiğinde, yaşadığı hiçbir şeyin tesadüf olmadığını da anlamaya başlar. Fakat bu idrak aynı zamanda ağırdır; çünkü o zaman insan şunu da kabul etmek zorunda kalır: Hayatına giren her karanlık, her sınav, her acı bir şekilde ruhunun tekâmül yolculuğuna hizmet eder.
İnsan bazen öyle dönemlerden geçer ki karşısına çıkan kişiler sanki insan değilmiş gibi gelir. Sözleri zehir gibi olur, niyetleri karanlık olur, kalpleri sanki merhametten uzaklaşmıştır. Böyle zamanlarda insanın içinden “Ben neden böyle insanlarla muhatap oluyorum?” diye haykırmak gelir. Oysa kadim öğretilerde ve tasavvufta söylenen çok derin bir hakikat vardır: Işık büyüdükçe gölge de büyür. Bir insanın ruhu hassaslaştıkça, farkındalığı arttıkça, hayatında karşılaştığı sınavlar da daha görünür ve daha keskin hale gelir
Şeytan ve ifrit kavramları sadece görünmeyen varlıkların adı değildir. Bazen onlar insanın karşısına bir insanın diliyle, bir insanın hırsıyla, bir insanın zalimliğiyle çıkar. Çünkü karanlık çoğu zaman en çok insanın içinden konuşur. İnsan, nefsinin esiri olduğunda merhameti unutabilir, adaleti unutabilir, hatta kendi vicdanını bile susturabilir. İşte böyle anlarda karşılaştığımız kişiler bize sanki şeytanın diliyle konuşuyormuş gibi gelir.
Fakat hakikatin bir başka yüzü daha vardır. Karanlık sadece dışarıda değildir; insanın içinde de gölgeler vardır. Kibir, kırgınlık, öfke, korku, değersizlik hissi, intikam arzusu… Bunlar da insanın içindeki küçük iblislerdir. Hayat bazen bizi öyle insanlarla karşılaştırır ki aslında bize sadece şunu sorar: “Kendi içindeki karanlıkla yüzleşmeye hazır mısın?”
Bu yüzden ağır sınavlar çoğu zaman güçlü ruhlara gelir. Çünkü zayıf bir ruh böyle bir yükü taşıyamaz. İnsan bazen ateşten geçer; fakat altın da ateşte saflaşır. Ateş onu yok etmek için değil, içindeki tortuları temizlemek için vardır. İnsan da hayatın ateşinden geçerken ya kırılır ya da daha berrak bir hale gelir
Ama burada çok önemli bir incelik vardır: Her acıyı “kader” diyerek kutsallaştırmak da doğru değildir. Bazen yaşadığımız acılar bir sınavdır, bazen de görmezden geldiğimiz uyarıların sonucudur. Bazen Allah bizi sınar, bazen de hayat bize yaptığımız seçimlerin aynasını tutar. Bilgelik, bu ikisini ayırt edebilme gücüdür.
Gerçek olgunluk “Neden benim başıma geldi?” diye sormaktan çıkıp “Bu bana ne öğretmek istiyor?” diye sorabildiğimiz anda başlar. Çünkü her sınavın içinde saklı bir ders vardır. Sabır, insanın pasif kalması değildir; sabır, insanın içindeki dengeyi kaybetmeden yürüyebilmesidir. Teslimiyet ezilmek değildir; teslimiyet, insanın kaderle kavga etmek yerine onun anlamını aramasıdır. İman ise kör bir kabulleniş değil, kalbin karanlığın ortasında bile hakikate tutunabilmesidir.
İnsan bazen hayatında öyle bir dönemden geçer ki her şey üst üste gelir. İnsanlar değişir, maskeler düşer, güven sarsılır. Böyle zamanlarda insanın içi yanar ve der ki: “Ben bunu hak etmedim.” Belki de gerçekten hak etmemiştir. Ama hayatın bir başka kuralı vardır: Hak etmek ve yaşamak her zaman aynı şey değildir. İnsan bazen hak etmediği şeyleri yaşayarak büyür.
Ve sonra bir gün dönüp geriye baktığında şunu fark eder: O zamanlar ifrit sandığı kişiler aslında kendi gücünü keşfetmesi için karşısına çıkmış aynalardır. Onlar insanın canını yakar ama aynı zamanda insanın sınırlarını da öğretir. İnsan o dönemlerden geçerken kendini daha iyi tanımaya başlar, neyi kabul etmeyeceğini öğrenir, kimlere kapı açacağını ve kimlere kapıyı kapatacağını anlar.
Hakikat şudur: Karanlık hiçbir zaman sonsuza kadar kalamaz. Çünkü karanlık aslında ışığın yokluğudur. Işık geldiği anda karanlık kendiliğinden kaybolur. İnsan da içindeki ışığı büyüttükçe, karşısındaki karanlığın gücü azalır. Çünkü karanlık, bilinçli bir ruhun karşısında uzun süre tutunamaz.
Bu yüzden yaşadığın acı seni küçültmek için değil, seni uyandırmak için gelmiş olabilir. Eğer gerçekten bir sınavdan geçiyorsan, bu sınav seni yıkmak için değil seni daha güçlü, daha bilinçli ve daha net bir insan yapmak için vardır.
Ve belki de bir gün bu günleri hatırladığında şöyle diyeceksin:
“Ben o zamanlar şeytanla savaştığımı sanıyordum. Meğer Allah bana kendi gücümü hatırlatıyormuş
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: