Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük kırılmalar değil, küçük bir duruştur. Sessiz bir odada, sade bir duvarın önünde, yere bırakılmış tek bir taşın karşısında oturmak gibi…
İlk bakışta hiçbir şey yokmuş gibi görünür. Hareket yoktur, gürültü yoktur, telaş yoktur. Ama tam da bu yüzden güçlüdür o an. Çünkü insan en çok sustuğunda kendini duyar.
Günlük hayatın koşuşturması, bitmeyen mesajlar, yetişme telaşı ve görünme arzusu zihnin üzerini ince bir toz gibi kaplar. Durduğumuzda ise o toz yavaşça yere iner ve altta kalan gerçek görünmeye başlar. Kendimize ne kadar uzaklaştığımızı, neyi ertelediğimizi, hangi duyguyu adlandırmaktan kaçtığımızı ancak o sessizlikte fark ederiz.
Taşa bakan kişi aslında taşa bakmaz; kendi içine bakar. Taşın ağırlığı, bastırılmış duyguların, ertelenmiş kararların ve adını koyamadığımız yorgunlukların sembolüdür. Ondan kaçmak mümkün değildir. Çünkü insan nereye giderse gitsin, kendini de yanında taşır.
Bu yüzden bazen çözüm daha fazla çabalamak değil, biraz geri çekilip bakabilmektir. Kendine dürüstçe bakmak, ne hissettiğini kabul etmek ve hiçbir şey yapmadan orada kalabilmek… Modern dünyada belki de en zor ama en iyileştirici terapidir bu.
İyileşme her zaman hareketle gelmez. Bazen yalnızca fark edişle gelir. İnsan kendi içindeki sessizliği duyabildiği anda yük hafiflemeye başlar. Cevaplar dışarıdan değil, içeriden yavaşça belirir.
Ve o an anlarsın ki hayatın en gerçek dönüşümleri gürültüyle değil, sessizlikle olur.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: