Ekran Gürültüsü Çağında Hakikatin Sessizliği
Televizyon artık bilgi vermiyor; oyalıyor. Sosyal medya ise bağ kurmuyor; bağımlılık üretiyor. Bir zamanlar toplumun aynası olması gereken ekranlar, bugün insanın içini boşaltan birer vitrine dönüştü. İçerik çoğaldı, anlam azaldı. Görüntü arttı, idrak zayıfladı.
Bugün televizyonda en çok ne var diye sorsak, cevabı basit: bağıran insanlar, birbirinin sözünü kesenler, hakikatle değil reytingle konuşanlar. Kimse dinlemiyor, herkes konuşuyor. Çünkü artık konuşmak düşünmekten daha kolay. Sosyal medyada ise durum farklı değil; hatta daha vahim. Herkes “bir şey” olmak zorunda ama kimse “bir insan” kalmak istemiyor.
Değer, yerini görünürlüğe bıraktı. Bilgelik, yerini popülerliğe. Derinlik, yerini hızla tüketilen cümlelere. Bir düşüncenin kıymeti, doğruluğuyla değil; kaç kişi beğendiğiyle ölçülüyor. Böyle bir zeminde hakikat nasıl ayakta kalsın?
Asıl tehlike şurada: Bu dejenere düzen artık yadırganmıyor. İnsanlar manipülasyona maruz kaldıklarının farkında bile değil. Algı yönetimi, haber diye sunuluyor. Duygu sömürüsü, “samimiyet” adı altında pazarlanıyor. Cehalet özgüvenle birleşince, ekranlar birer bilgi çöplüğüne dönüşüyor.
Sosyal medya bireyi özgürleştirmedi; aksine daha kırılgan hale getirdi. Herkes sürekli kendini sergiliyor ama kimse kendisiyle yüzleşmiyor. Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor. Filtrelenen yüzler kadar, filtrelenen hayatlar da gerçeklikten uzaklaşıyor. İnsan, kendi hakikatini bile story süresine sığdırmak zorunda kalıyor.
Ve televizyon… Eskiden öğretirdi, şimdi yönlendiriyor. Eskiden sorgulatırdı, şimdi kanaat dayatıyor. Bir avuç senaryoyla milyonlarca zihin aynı anda şekillendiriliyor. Düşünmeyen ama tepki veren bir kitle inşa ediliyor. Çünkü düşünen insan yönetilmez, sadece yönlendirilir.
Bu çağın en büyük krizi ahlaki değil, zihinseldir. İnsanlar neye inanacağını değil, kime benzeyeceğini düşünüyor. Kimlikler inşa edilmiyor, kopyalanıyor. Herkes aynı şeyi söylüyor, aynı şeye öfkeleniyor, aynı şeye gülüyor. Bu bir tesadüf değil; bu bir sistem.
Ama hâlâ bir çıkış var. Ekranı kapatabilen, susabilen, düşünmeye cesaret eden insanlar var. Reytinge değil, hakikate konuşanlar var. Gürültünün içinde sesi kısık ama sözü ağır olanlar var. Ve bu yeter.
Çünkü tarih bize şunu gösterdi: Hakikat hiçbir zaman kalabalıkların içinde bağırmaz. Sessizdir, derindir ve sabırlıdır. Bugün ekranlar ne kadar kirlenirse kirlensin, insanın içindeki vicdan hâlâ son sığınaktır.
Ve belki de yapılması gereken tek şey şudur:
Her gördüğümüze inanmamak, her duyduğumuza kapılmamak ve her konuşana kulak vermemek.
Zira her ekran ışık değildir.
Bazıları sadece karanlığı daha görünür kılar.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: