Aidiyetini Kaybeden İnsan, Her Yerde Yabancıdır
İnsan doğduğu yere değil, ait hissettiği yere kök salar. Ama çağımızın insanı artık hiçbir yere kök salamıyor. Ne eve, ne ilişkiye, ne inanca, ne de kendine… Herkes bir yerlerde ama kimse gerçekten orada değil. Evler var, yuva yok. İlişkiler var, bağ yok. Kalabalıklar var, temas yok. Aidiyet; bir yere sahip olmak değildir. Aidiyet, orada kalmayı göze almaktır. Bugün insanlar en çok “özgürlük” kelimesini kullanıyor. Ama çoğu özgür değil; bağlanmaktan korkuyor. Çünkü bağlanmak sorumluluk ister. Sorumluluk ise insanın aynaya bakmasını… Kaçınan insan “akıştayım” der. Ama o akış, çoğu zaman hayattan kaçıştır. İlişkilerde “bakacağız”, “zamana bırakalım”, “şu an net değilim” denir. Hayatta “şartlar uygun değil”, “biraz daha bekleyeyim”, “sonra bakarız” denir. Oysa beklemek başka şeydir, askıda kalmak başka. Aidiyetini kaybeden insan hiçbir yerde uzun süre kalamaz. Bir evde sıkılır, bir şehirde daralır, bir insandan kaçar. Çünkü asıl yabancı olduğu yer kendi içidir. İman da burada sınanır. Allah’a inanıp hayata güvenemeyen insan çoğaldı. Dua var, tevekkül var ama adım yok. Teslimiyet sandığımız şey bazen sadece konfor alanı savunmasıdır. Oysa teslimiyet; sorumluluktan kaçmak değil, sonucu Allah’a bırakıp yürümeyi seçmektir. Aidiyet zincir değildir. Aidiyet “ben buradayım” diyebilme cesaretidir. Bir insana, bir işe, bir hakikate… Ve en zoru: kendine. Kendine ait olmayan, hiçbir yere ait olamaz. Ve insan aidiyetini kaybettiğinde dünyanın her yerinde dolaşsa da içinde hep misafir kalır. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39)
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: