Haddini bilmek, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Kimi bunu geri çekilmek sanır, kimi boyun eğmek. Oysa haddini bilmek ne suskunluk ne de korkudur; bilincin terbiye edilmiş hâlidir. İnsanın kendini, konumunu, bilgisini ve gücünü doğru yerde tutabilme yetisidir. Haddini bilmeyen insan her şeyi söyler ama hiçbir şey söyleyemez; haddini bilen ise az konuşur, çok şey bırakır. Çünkü kelimenin ağırlığını, sessizliğin kudretini ve sınırların anlamını bilir. Entelektüel olgunluk tam da burada başlar. Bilgiyi bir üstünlük aracı olarak kullanmamak, fikri saldırı değil teklif olarak sunabilmek, kendini merkeze koymadan var olabilmek… Bunlar eğitimle değil, idrakle kazanılır. Bugün herkesin konuştuğu, herkesin hüküm verdiği, herkesin her şey hakkında fikri olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu gürültü çağında haddini bilmek neredeyse devrimci bir duruştur. Çünkü sınır bilinci olmayan insan, önce başkasının alanını ihlal eder, sonra kendi değerini tüketir. Haddini bilmek başkasını küçültmemektir ama kendini de pazarlık konusu yapmamaktır. Ne her davaya atlamak ne her tartışmaya girmek ne de her fikri sahiplenmektir. Bilmek gerekir: Her kapı çalınmaz, her fikir cevaplanmaz, her haklılık savunulmaz. Bazı şeyler sessizlikle yenilir. Asalet bağırmaz, vakar açıklama yapmaz, derinlik ispat peşinde koşmaz. Haddini bilen insan gücünü göstermek zorunda kalmaz çünkü gücü zaten yerindedir. Bugün had bilmezlik cesaret sanılıyor, kabalık özgüvenle karıştırılıyor, her sınır aşımı “kendin ol” sloganıyla süsleniyor. Oysa kendin olmak, her şeyi yapmak değildir; neyi yapmayacağını bilmektir. Haddini bilmek insanı küçültmez, aksine büyütür. Çünkü insan sınırlarıyla derinleşir. Ve şunu net söylemek gerekir: Haddini bilmek bir ahlak meselesi olduğu kadar, bir zeka göstergesidir. Akıl, nerede duracağını bildiği yerde olgunlaşır.
Asiye Zeynep güleç
Yorumlar
Kalan Karakter: