Bir çocuk okula giderken ne düşünür?
Sınavı… arkadaşlarını… teneffüsü…
Hiçbir çocuk, o sabah evden çıkarken bir saldırının ortasında kalabileceğini düşünmez. Düşünmemelidir.
Ama artık düşünüyoruz.
Son iki gün içinde yaşanan iki okul saldırısı, sadece haber bültenlerinden geçip giden olaylar değil. Bunlar, hepimizin içindeki o temel duyguyu —“okul güvenlidir”— sessizce parçalayan kırılma anları.
Şanlıurfa’da silah sesleri yükseldi.
Kahramanmaraş’ta ise tablo daha ağırdı… çok daha ağır.
Ve sonra o cümle ortaya çıktı:
“5. ve 6. sınıflar hazır olsa iyi olur.”
Bir cümle…
Ama içinde soğuk bir plan, hedef alınmış çocuklar ve anlaşılması zor bir karanlık var.
Bu artık bir “anlık öfke” değil. Bu, düşünülmüş. Tasarlanmış. Beklenmiş.
En acı olan ne biliyor musunuz?
Bunu yapanların da o sınıflarda oturan çocuklar veya daha önce o sıralarda oturmuş olması.
Kahramanmaraş’taki saldırgan 14 yaşında.
On dört.
Henüz hayatın ne olduğunu bile tam anlamamış bir yaş. Ama bir şekilde, o yaşta bir çocuk birden fazla silaha ulaşabiliyor, plan yapabiliyor ve geri dönüşü olmayan bir yol seçebiliyor.
Burada bir yerde bir şeyler çok yanlış.
Sadece güvenlik açıklarından bahsetmek yetmez.
Sadece “nasıl oldu?” diye sormak da yetmez.
Asıl soru şu olmalı:
Bu çocuklar ne zaman bu noktaya geliyor?
Kimse bir sabah uyanıp böyle bir şeye dönüşmez.
Bu bir süreçtir.
Belki uzun süre fark edilmeyen bir yalnızlık…
Belki küçümsenen bir öfke…
Belki kimsenin ciddiye almadığı bir yardım çığlığı…
Ve sonra bir gün, o sessizlik yerini şiddete bırakır.
İki saldırının bu kadar kısa arayla yaşanması ise başka bir gerçeği yüzümüze vuruyor:
Şiddet bulaşıcıdır.
Bir yerde görünür hale geldiğinde, başka zihinlerde yankı bulur.
Özellikle de yönünü arayan, kırılgan genç zihinlerde…
Bu yüzden bu olaylar sadece bireysel trajediler değildir.
Bunlar toplumsal sinyallerdir.
Ve biz o sinyalleri ya görmezden geliriz…
ya da çok geç fark ederiz.
Bugün okulların kapısına daha fazla güvenlik koyabilirsiniz.
Kameraları artırabilirsiniz.
Polisleri çoğaltabilirsiniz.
Ama hiçbir kamera bir çocuğun içindeki karanlığı tek başına göremez.
Eğer bir çocuk bu noktaya geliyorsa, mesele sadece güvenlik değildir.
Mesele, o çocuğun hayatında eksik olan bir şeydir.
Ve o eksiklik çoğu zaman görünmez.
Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Okullar sadece ders verilen yerler değil.
Onlar, çocukların iç dünyalarının şekillendiği yerler.
Ve eğer o dünyada bir şey kırılıyorsa, bir gün dışarıya yansıyor.
Bugün yaşadığımız şey tam olarak bu.
Bu iki olay unutulacak.
Yerine başka haberler gelecek.
Gündem değişecek.
Ama asıl tehlike de burada.
Çünkü eğer biz bunu sadece “iki kötü haber” olarak görürsek, hiçbir şey değişmez.
Ama eğer bunu bir uyarı olarak alırsak…
belki hâlâ geç değildir.
Çünkü mesele sadece güvenlik değil.
Mesele, bir çocuğun sessizce karanlığa yürürken kimsenin fark etmemesi.
H.Can Yıldırım
Yorumlar
Kalan Karakter: