Merhaba değerli okurlarım,
Size bu mütevazı köşemden ulaşıyor olmanın heyecanını yaşıyorum. Anlam dünyanızda bana da yer vermeniz dileğiyle ilk yazıma başlıyorum.
28 Şubattan beri İranlı yetkililerle Trump’ın söylemleri tam bir kakofoniye döndü. Mesela İranlı yetkililer, “ABD ile yeniden masaya oturma planımız yok. Korkmuyoruz! ” dedikten bir müddet sonra ABD’ye farklı kanallardan kendi tekliflerini sunuyor, yüz yüze olmasa bile diyaloğu sürdürüyorlar. Trump “24 saatleri var. İran’ı yeryüzünden sileriz.” dedikten bir gün sonra “İran’ın ne yapacağını görmek için Barış Projesi’ni durdurduk.” diyor. Bu kakofoni içinde zaman zaman ince diplomatik mesajlar verildiğini anlayabiliyoruz ama bu kadar fazla çelişki hepimizin bünyesine fazla geldi. Piyasalar asansör gibi, bir aşağıda, bir yukarıda… Yorulduk!
Peki bundan sonra ne olur? Elimizdeki verilerle analiz etmeye çalışalım.
Öncelikle Trump’ı Epstein Dosyası üzerinden şantajla İran’la karşı karşıya getiren Netanyahu ve İsrail’e bakalım. Son birkaç gün içinde Netanyahu’nun yolsuzluk davası tam başlayacakken birkaç defa son anda farklı sebeplerle iptal edildi. Şu an Netanyahu’yu en çok rahatlatacak şey savaşın yeniden başlaması. İsrail nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Siyonist Yahudileri için de vadedilmiş toprakların tamamen ele geçirilmesi bir iman meselesi. Bu yüzden İsrail’in son açıklaması “Savaşa hazırız, ABD’den işaret bekliyoruz.” idi. ABD’yi yeniden savaşa sokma için şantaj gerekiyorsa şantaj, lobi baskısıysa baskı…
Gelelim ABD’ye… ABD’de halkın yüzde yetmişinden fazlası savaşa karşı. Trump’a oy verenler “MAGA’cılar ve Trumpistler” olarak ikiye ayrıldı. Malum, MAGA’cılar “Ne işimiz var Hürmüz’de. İsrail’in çıkarları, bizim milli çıkarlarımız değildir.” diyor. Trumpistler ise “Yürü be başkan, bitir şu İran’ı.” diyor. ABD’li seçmenlerin diğer yarısı olan Demokratların İran ile savaş ve Trump için ne düşündüklerini ise söylemeye bile gerek yok.
Şu an seçmeninin ne istediği değil, Trump’ın ne yapacağı önemli. Kimi için Trump delinin biri. Kimisi için ise aslında bu delilik bir taktik. “Aslında, çok akıllı ve ne yaptığını biliyor.” Ben ise Trump’ın iki büyük zaafının bundan sonraki olabilecekler hakkında bize ipucu verdiğini düşünüyorum: Öncelikle egosu her şeyin önünde… Pedofili suçlamaları, seks hayatındaki diğer aşırılıklar ve söylemleriyle piyasalarda kendi lehine yaptığı spekülasyonlar ortadayken o, tanrı tarafından seçilmiş özel biri olduğuna yürekten inanıyor. ABD’deki müesses nizam ikinci defa seçilmemesi için pek çok engel çıkardı. Fakat yine de engel olamadılar. Defalarca suikasta uğradı ama öldüremediler. Bunlar Trump için misyonunu tamamlayacağı ve tanrının en seçkin kulu olduğunun kanıtı. İranlılar ise fena halde damarına basıyor. O sebeple bütün benliğiyle İran’ı dümdüz etmek istiyor.
Trump’ın ikinci zaafı ise kumar. Yani zaman zaman gereksiz riskler almaktan kaçınmaması. O’nu övmek için “Defalarca batmış ama her defasında yeniden ayağa kalkmayı başarmış.” diyorlar. Fakat devlet batırmak şirket batırmaya benzemez. Stratejik akıl gerektirir. Trump’ın bu özelliği o’nu daha tehlikeli yapıyor. Şahsen ben umulmadık delilikler yapmasını beklerim.
Bir de Trump üzerinde ciddi bir kamuoyu baskısı var. “Benzin fiyatları dört buçuk dolar oldu.” eleştirilerine, “Nükleere sahip bir İran tehlikesindense mevcut durum daha yeğdir.” diyor. Bir de Hürmüz’ün kontrolü meselesi var. İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolü sona erdirilmeden bölgeden çekilmek ABD için tam bir yenilgi olacak. İran ne Nükleerden ne de Hürmüz üzerindeki etkisinden vazgeçmeyecek. Bundan vazgeçmek İran’da rejim değişikliği demektir.
Bu yüzden aslında herkesin kaybedeceği bir çatışma kaçınılmaz.
ABD ablukası aslında yalnızca İran’a değil, Çin’e de yapılıyor. Çin, İran’a ihracat yapamıyor ve petrol alamıyor. Trump, 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin’e yapacağı gezide daha güçlü bir pozisyonda olmak isteyecektir. Bunun için o tarihe kadar ablukayı sürdürecektir. Yeni bir saldırı düzenleyecekse de muhtemelen bunu gezi öncesi başlatacaktır.
Gergin bir bekleyiş… Allah masumların yardımcısı olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: