Trump niyeti bozmuştu; bayramdan önce İran’ı vurmasına ramak kalmıştı. O hafta ne oğlunun düğününe katıldı ne de katılmayı planladığı golf turnuvasına gitti. Kabinesini topladı ama saldırı kararı çıkmadı.
Sonrasında “Saldırı, Kurban Bayramı ve hac uçuşları sebebiyle bir haftalığına ertelendi.” denildi. Fakat geçtiğimiz hafta sonu da hiçbir şey olmadı.
Arada, Türkiye dahil bölge ülkeleri, Trump’ı arayıp saldırı başlatılmamasını istedi. Trump da “O zaman karşılığında siz de İbrahim Anlaşması’nı imzalayın.” dedi ama talebi karşılık bulmadı.
Buraya kadar hepimiz süreçten genel hatlarıyla haberdar olduk. Fakat detaylara indiğimizde artık gerginliğin azalmakta olduğunu ve savaşın yeniden alevlenme riskinin hiç olmadığı kadar azaldığını anlayabiliyoruz. Şimdi gelin, o detayları birlikte gözden geçirelim.
Savaşın başlama nedenlerinin en başında Netanyahu’nun, Trump’a Epstein dosyaları üzerinden yaptığı şantaj olduğu dillendirilmişti. ABD halkının %70’inden fazlasının savaşa karşıydı ama yine de ABD Donanmasını Hürmüz’e sürdü. Lakin Trump ile Netanyahu arasında geçen son iki telefon görüşmesinde bu durumun değiştiği anlaşılıyor. Görüşmelerden ilki için İsrail basınında, “Trump’ın telefonundan sonra Netenyahu, öyle kızgındı ki adeta saçları yanıyordu.” şeklinde haberler yapıldı. İkincisinde ise Trump’ın Netanyahu’ya, “Herkes senden nefret ediyor. Senin kıçını kurtarıyorum. Söylediğimi yapacaksın.” diyerek azarladığı ortaya çıktı. Yani Trump, Netanyahu’nun savaşla ilgili baskısını kırmış görünüyor. Bu çok önemli…
Savaş riskini azaltan etmenlerden bir diğeri ise ABD kamuoyunun yanı sıra, bölge ülkelerinin de Trump’a yaptığı baskıdır. Körfezdeki Arap ülkeleri, savaş öncesinde İran tehlikesinin azaltılması doğrultusunda ABD’ye destek verir konumdaydılar. Fakat ateşkes sonrasında BAE dışında bu destek kesildi. Çünkü ABD’nin kendilerini koruyamadığını ve İran üzerinde mutlak hakimiyet kurabilme kapasitesinin olmadığını gördüler.
İran’ın yeniden ve daha geniş çaplı bir saldırıya uğraması, Pakistan ve Türkiye için bir milli güvenlik sorunudur. O yüzden bu iki ülkenin, İran’a doğrudan istihbarat desteği verdiği dillendirildi. Hatta Trump ile telefon görüşmesinde Erdoğan’ın, muhtemel bir İran, ABD-İsrail savaşında Türkiye’nin İran yanında taraf olacağını söylediği iddia edildi.
Yeniden çatışma riskini azaltan etmenlerden bir diğeri ise İran’ın fazlasıyla caydırıcı olmaya devam etmesidir. İran hava savunma sistemi ortadan kaldırıldıktan sonra Çin bir adet uyduyu İran’a tahsis etti. Sonrasında İran’ın hedeflerini bulma ve yok etme oranı önemli ölçüde arttı. Ayrıca daha önce ABD ve İsrail uçaklarını algılayamıyorken, ateşkes sırasında dron imha etmesi, İran’ın hava savunmasının daha da tahkim edildiği anlamını taşıyor. Bu arada harcanan füze kapasitesinin yerine konduğu ve füze rampalarının saklandığı tünel çıkışlarının yeniden açıldığı, zarar görmüş yolların da onarıldığı anlaşılıyor.
Son detay ise Trump’ın söylemleri… Daha önce “Haritadan sileriz. Dümdüz ederiz. Bizimle anlaşmak zorundalar.” gibi tahkir ve tahrik edici bir dil kullanıyordu. Fakat özellikle son bir haftada “Anlaşmaya yakın olduğumuzu düşünüyorum. Mücteba Hamaney ile görüşebilirim.” biçiminde daha uzlaşmacı bir dil kullanıyor. Dilinin yumuşaması, anlaşma konusunda da daha tavizkar olabileceği konusunda bize bir ipucu veriyor.
Bu arada borsalardaki petrol ve savunma sanayisi hisse fiyatlarında sert geri çekilmeler yaşanıyor.
İran tarafında ise herhangi bir yumuşama emaresi hissedilmiyor. ABD’den gelen açıklamalar yalanlanıyor. CENTCOM saldırılarına, Kuveyt’teki ABD üsleri vurularak cevap veriliyor.
Trump’ın oynadığı kumar işe yaramamış gibi görünüyor. Ne dersiniz, ABD hiçbir şey almadan yakın zamanda Hürmüz’den çekip gider mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: