NATO Çelişkileri
Konuyla ilgili fazlasıyla haber yapıldı ama sanırım bu yazı o haber ve yorumlardan biraz daha farklı bir perspektife sahip. “Gelenler ne dedi, ne yaptın”dan ziyade, NATO’nun kendisi ve Ankara’daki toplantıyla ilgili çelişkileri kaleme almak istedim.
Pek çoğumuzun da bildiği üzere NATO’nun açılımı “Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü”. Fakat Türkiye’nin coğrafi olarak Kuzey Atlantik’le ilgisi yok aslında. Tören sırasında on altı Türk devletinin askeri kıyafetlerini giyenler oldukça dikkat çekiciydi. Ama tarih sayfasındaki bu on altı devletin tamamı Asyalı.
“Evet biliyoruz. Bu çok mu önemli” diye soranlar olabilir. NATO’yu kuran irade, Batı medeniyetidir ve aslında biz o medeniyetin bir parçası değiliz. Osmanlı’nın duraklama döneminden itibaren ciddi Batılılaşma akımları oldu ve Batılılaşma isteği, sosyolojimizi önemli ölçüde değiştirdi. Fakat nihayetinde farklı bir tarihe ve medeniyete sahibiz.
İşte bu yüzden küçücük ordulara sahip Norveç ve Hollanda gibi ülkelerden bile NATO genel sekreteri çıkarken, bu görev, örgütün en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’den hiç kimseye altmış yıl boyunca verilmedi.
Peki NATO üyesi olan tüm ülkelerle gerçekten müttefik miyiz? Hayır elbette değiliz. Bu kış Almanya’da yapılan NATO tatbikatında kullanılan TB3 için Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius’un yorumu, “Çok tehlikeli” olmuştu. Neden? Aynı paktın üyesi değil miyiz? Günün birinde bu SİHA’ları Almanya’ya karşı kullanmak gibi bir niyetimiz mi var?
Ursula von der Leyen’in yakın zamanda söylediği şu sözlerini de hatırlayalım, “Ne Rusya’nın ne Çin’in ne de Türkiye’nin gölgesinde ya da etki alanında kalmayacağız.” Von der Leyen yalnızca Avrupa Komisyonu Başkanı değil. Aynı zamanda eski Almanya Savunma Bakanı.
Diğer müttefiklerimiz olan Fransa’yla Yunanistan, Akdeniz’de savunma iş birliği anlaşması imzaladı. Kime karşı?
Yakın tarihimizdeki darbeler, Ergenekon, Gladyo, JİTEM cinayetleri ve FETÖ gibi olumsuzlukların sebebinin NATO olduğu pek çoğumuzun malumu.
“Bu kadar kötü bir şeyse Türkiye neden yıllarca NATO üyesi olarak kaldı?” Mecburdu çünkü. İçinde olmasaydı NATO, Türkiye için daha büyük bir tehlike olacaktı. İçerde olmak yine de dış tehditlere karşı daha fazla güvenlik sağlıyordu. Sovyet tehdidi yeniden Rusya tehdidine döndü. Daha İkinci Dünya Savaşı biter bitmez Stalin boğazların kontrolünü talep etmişti. Ukrayna savaşı başladığında Putin uzun bir konuşma yapmıştı. O konuşmada Karadeniz hakimiyetinden ve Osmanlıdan Rus kanı dökülerek alınan topraklardan bahsetti. Bugün de gözlerini nereye diktiklerini imaen ortaya koydu.
Bunlar Türkiye’nin NATO ile ilgili ikilemleri ve çelişkileriydi. Bir de diğer ülkelerin çelişkileri var. Mesela ABD ve Türkiye’yi çıkardığınızda geriye NATO’nun pek de fazla askerinin kalmaması gibi. Hiç askeri olmayan ya da yalnızca birkaç bin askeri olan NATO ülkeleri var. Koca Hollanda’nın ordusu otuz bin kişiden ibaret. Avrupa asker bulamıyor.
Bir de Trump’tan kaynaklanan çelişkiler var tabii. Müttefiki olan Kanada’yı ve Danimarka’nın bir parçası olan Grönland’ı ABD’ye katmak isteyen Trump… Ayrıca Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin liderlerinin hepsiyle sorunlu. “Boyun eğmezseniz dağıtırım buraları.” Batı’yı isteyerek parçalamaya kast etseydi, bu kadarını yapamazdı.
Ankara’dan çıkan NATO bildirgesinde, en büyük tehdidin Rusya olduğu ibaresi yer aldı. Oysa Rusya, tıpkı Avrupa gibi gerileyen bir güç. Evet, bir konvansiyonel ve nükleer güç olarak hala Avrupa’ya tehdit olabilecek bir ölçeğe sahip. Fakat ordusunun yapısı, yeni savaş konseptine uygun değil. Ne yapay zeka ne de robotik teknolojiyi bazı ülkeler kadar ileri düzeyde kullanabiliyor. NATO için asıl tehdidin Çin olduğunu biliyorlar. Fakat artık Çin’i engellemenin pek yolu kalmadığı için ve nadir elementler konusunda yüksek bağımlılık söz konusu olduğundan, potansiyel olarak en büyük tehlike göz ardı ediyorlar. Yalnızca günü kurtarma derdindeler. Bu da NATO’nun bir diğer çelişkisi.
Evet, aslında ABD, Britanya ve Türkiye gibi NATO’nun içinde yer alan fakat kısmen NATO’dan bağımsız hareket eden ülkeler var. NATO müttefiki olup ABD-İspanya gibi, Yunanistan ve Fransa-Türkiye gibi aslında birbiriyle hasım aktörler var. Birkaç ülke dışında kuru kalabalıktan başka pek bir şey olmayan bir pakt...
Bu vakte kadar NATO üyesi ülkelerin sayısı hep arttı. Fakat yukarıda değindiğim çelişkiler sebebiyle diğer taraftan da ciddi bir çözülme yaşıyorlar. Daha büyük sınamalar, aslında NATO denen şeyin var olmadığını, gerçek ittifakların medeniyetler bazında oluşacağını gösterecek. Bu ne demek? NAATO'nun Katolik ve Protestan üyeleri farklı tercihler sebebiyle ayrışacak. Türkiye de başka askeri işbirliklerine yönelecek. Güvenmediğiniz birine sırtınızı dayayamazsınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: