Hayat sessiz bir rüzgâr gibi
çevirip durdu takvim yapraklarını birbiri ardına,
fark etmeden geçti mevsimler
ve kayboldu yıllarımız.
Bir zamanlar çocukluk vardı;
toprak kokan ellerimiz,
sebebsiz gülüşlerimiz,
gökyüzüne sığdırdığımız hayallerimiz…
Koşardık yorulmadan,
düşsek de ağlamaz,
ağlasak da çabuk unuturduk.
Geride bıraktık o çocuksu gülüşleri,
şen kahkahaları,
saklamayı bilmediğimiz sevinçleri…
Sonra öğrendik;
sessizce ağlamayı,
gözyaşlarını içimize akıtmayı.
Biriktirdik anıları
kimini kalbimize,
kimini kırık bir düş gibi zamanın kıyısına…
Ve her geçen yıl
bir parça daha eksildi içimizden.
Şimdi yorgun gözler
uykuya dalmaya korkarken,
aynaya bakmakta zorlanan yüzümüz
susarak anlatıyor her şeyi—
haykırır gibi, ama sessiz…
Ne aşklar eski aşk,
ne sevdalar eski sevda artık;
her şey satılık, her şey hesaplı,
duygular bile sahte birer değer gibi
adı var, kendisi yok ortada.
Oysa biz böyle miydik?
Elle tutulan, gözle görülen bir hayatımız vardı.
Mertti adımız,
özgürdü ruhumuz,
saf akardı kanımız—
karışmamış, kirlenmemiş, tertemiz.
Şimdi zaman ağır,
yıllar yorgun,
hatıralar eskimiş bir şarkı gibi dilimizde…
Ve biz,
yavaşça kabullenen kalplerimizle
bir sonbaharın içinde yürür gibiyiz.
Çocukluktan kalan o ses
hâlâ bir yerlerde fısıldar:
“Unutma kimdin…”
Ama biz,
aynı aynaya bakıp
her gün biraz daha yabancılaşırız kendimize.
Ve hayat—
o sessiz rüzgâr—
son bir kez daha çevirirken takvimi,
bir sabaha değil,
usulca akşama bırakır bizi.
H.Can Yıldırım
Yorumlar
Kalan Karakter: