Haluk, Tamar, Deniz ve Cinnet!
Hemen söyleyeyim, bu yazı başlıktaki kişilerin ne yaptıklarıyla doğrudan ilgili değil. Toplumun, bu kişilerin yaptıklarına verdiği tepkilerle alakalı. O yüzden bir magazin yazısı okumayı bekleyenler zahmet edip makaleye devam etmesin.
Şimdi gelelim konumuza, yani toplumsal tepkilerimizin durumuna. Çoğu kimseden 12 Eylül döneminin ne kadar karanlık olduğunu duymuşsunuzdur. “Her gün sağcılarla solcular birbirini öldürüyordu. Yokluk vardı. Kuyruklar vardı.” Fakat ben size o günlerde günümüzden daha iyi olan bir şey söyleyeyim. Ülkedeki toplumsal tepkiler o zaman daha makuldü.
Küçük bir çocuktum ama şunu duyduğumu hatırlıyorum, mahallemizden milliyetçi bir genç, solcu bir genci öldürmüştü. Gençlerden biri mezara, diğeri hapse gitti maalesef. Olaydan sonra her iki gencin ailesi de mahallemizde yaşamaya devam etti. Birbirlerinden pek haz etmezlerdi. Fakat o iki gencin ana babası yine de birbirinin yüzüne bakabiliyordu. Çünkü nefretlerinin ve öfkelerinin bir sınırı vardı.
Bugün ise toplumun iki kutbunda neredeyse sınırsız bir nefret ve öfke var. Önceleri çatışma alanlarının konusu genellikle siyasetti. Fakat birkaç yıldır her konuda çılgınca tepkiler veriliyor. Her iki tarafta da…
Karasız olan ve tepki oyu veren seçmen sayısı giderek artıyor. Lakin, AK Partililerin önemli bir kısmı kefen giymiş gençlik kolları üyelerine, CHP’li partizanların büyük bir kısmı ise İzmirli yaşlı CHP’li teyzelere döndüler. Ya siyah ya beyaz, gri yok…
Haluk Levent, Tamar Tanrıyar ya da Deniz Göktaş ile ilgili mevzulara verdiğiniz tepki, 12 Eylül döneminde, evladını silahlı bir saldırıda yok yere kaybetmiş bir anneden fazlaysa, burada bir yanlışlık var demektir. Ortada gerçekten çok kötü şeyler olabilir. Nitekim her yerde fazlasıyla kötü şey ve olaylar var. Ama günlük olayları bir çatışma mevzii haline getirip, sınırsız bir öfke saçıyorsanız, o zaman sizin iç dünyanızda da bir sorun var demektir.
Ne kadar ödün vermez ve öfkeliyseniz, o kadar haklı mısınız? Hayır. Peki, o zaman bazı insanlar neden bu kadar çok öfke üretiyor? İşte benim için en can alıcı soru bu. Siyasal iletişim konusunda az çok mürekkep yalamış biri olarak, kutuplaşmanın ve toplumsal tepkilerimizin aşırılaşmasının sebeplerinden birinin altını çizmek istiyorum, “seçmeni konsolide etme çabası”.
Siyasal iletişimciler ne yapıyor da seçmenlerini konsolide etmek için daha mutlakçı ve kızgın hale getiriyor?
Her konuda daha önce olmayan toplumsal anlamlar inşa ediyorlar. “Coordinated Management of Meaning” diye bir kavram var. Yani anlamın koordineli yönetimi. Ortak anlamlar üretip bu anlamları koordine ederek bir sosyal gerçeklik oluşturmak…
Fazla kavramsal oldu değil mi? Durun bunu bir örnekle açıklayayım. Gezi olaylarında bir yere “Zulüm 1453 yılında başladı” yazılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu yapanları “İstanbul’un duvarlarını kirleten Bizans artıkları” olarak nitelemişti. Sonrasında ise “Gezi”ye” taraftar olanlar “İstanbul’u ne hale getirdi AK Partili Laz müteahhitler. Fethedilmemiş olsa bu kadar çirkin mi olurdu?” gibi argümanlara sahipler. İstanbul’un fethi tek bir olay ama farklı mahallelerde farklı anlamlara geliyor. Anlamın koordineli yönetimi böyle bir şey işte. Aynı mahalledekiler aynı cümleleri kuruyor ve bu cümlelerin kendi beyinlerinde üretildiğini düşünüyor. Ama işte bu bazen böyle değil.
Bir başka kavramdan bahsedeyim, “çerçeveleme” yani “framing”. Bir olayın ya da haberin zihinlerde belli bir anlam üretecek şekilde, belli bir açıdan sunulması… İktidar ve muhalefet seçmenlerinin bir kısmının, medya gruplarını “yandaş” ve “fondaş” olarak nitelemesinin sebebi bu medya gruplarının “çerçeveleme” tekniği kullanması. İki taraf da kendilerine yakın medya gruplarının çerçeveleme yaptığını inkâr ederken karşı tarafı suçluyor.
Son bir kavram, “rıza üretimi” … Ne anlama geliyor? Medyanın, kitlelerin zihninde belli bir anlam dünyası kurarak onların sistemle uyumlu düşünmesini ve gönüllü olarak rıza göstermelerini sağlamak. Zihnine belli bir anlam dünyası kurulmuş kitleler, taraftarı oldukları şeyin yanlışlarını inkâr ederken, karşı tarafın yanlışlarını olduğundan fazla görüyor. Bu durum insanları ideolojik olarak körleştirirken, bir kutupta konsolide olmalarına neden oluyor.
“Kimse benim aklımla oynayamaz” diyen o kadar fazla insan var ki. Çok fazla öfkeli, karşısındakini cahil olmakla, olayları anlamamakla suçlayan insanlar. Bu durum dış etkilerle şekillendirilmiş bir zihin yapısına sahip olmanın ciddi bir göstergesidir. Fakat insanlar artık bunların farkına varmaya ve kendileriyle yüzleşmeye başlıyorlar sanırım. Çünkü aynı mahalle içinde yanlış algı oluşturanlar da eleştirilmeye başlandı.
Bu haftalık da bu kadar. Sağlıcakla kalın…
Yorumlar
Kalan Karakter: