Bazı sorular vardır, cevabını bildiğimiz halde duymaktan korktuğumuz; bazı yaralar vardır, kabuk bağladığını sandığımız ama her nefeste sızlayan.
Geçenlerde bir yerde rastladım o can yakıcı soruya: "Hiç göğsünde bir yangınla yaşadığın oldu mu?" diye
Eminim bu satırları okurken pek çoğunuzun eli gayriihtiyari göğüs kafesine gitti. Çünkü biz, dumanı tütmeyen yangınların coğrafyasında büyümüş, "iyiyim" demeyi bir zırh gibi kuşanmış insanlarız. Ama gelin bugün o zırhı bir kenara bırakalım ve o yangının neden sönmediğini konuşalım.
Psikolojide "somatizasyon" dediğimiz bir kavram vardır; ruhun anlatamadığını bedenin haykırmasıdır bu. Göğsünüzdeki o geçmeyen baskı, o tarifsiz sıcaklık aslında birer kelimedir. Söyleyemediğiniz "hayır"lar, ertelediğiniz vedalar, kendinize bile itiraf edemediğiniz hayal kırıklıkları... Hepsi birleşip göğüs kafesinizde bir kor yığını oluşturur.
Biz bu yangını söndürmek yerine üzerine battaniye atmaya çalışıyoruz. İşimize gömülüyoruz, telefonlarımıza sığınıyoruz, kalabalıklar içinde kayboluyoruz. Oysa üzerine örtülen her yangın, içeride daha fazla karbonmonoksit biriktirir. Ruhunuzu zehirleyen şey acının kendisi değil, o acının tahliye edilememesidir.
Peki, çözüm ne? İtfaiyeyi dışarıda aramaktan vazgeçmekle başlıyor her şey. Çünkü o yangın dışarıdan bir müdahaleyle değil, içeriden bir "kabul" ile söner.
Göğsündeki o ağırlık sadece "stres" mi? Yoksa bir değersizlik hissi mi?
Ya da çoktan bitmesi gereken bir hikâyenin yasını mı tutuyorsunuz? Adını koyamadığın canavarla savaşamazsın.
Ağlamak, yazmak, bağırmak ya da sadece "canım yanıyor" diyebilmek... Bunlar zayıflık değil, ruhun havalandırma sistemidir.
Bir başkasının evi yansa yardıma koşarsın, kendi için yanarken neden kendini suçluyorsun? Acına bir yabancıya bakar gibi merhametle bakmayı dene.
Efsanedeki Anka kuşu gibi; insan da bazen kendi yangınından doğar. Göğsündeki o ateş, seni yok etmek için değil, aslında sana uymayan ne varsa yakıp kül etmek için oradadır. Belki de o yangın sönünce geriye kalan, daha özgür ve daha "kendin" olan bir sen olacaksın.
Şimdi derin bir nefes al ve göğsündeki o yangına bir bak. O sönmek mi istiyor, yoksa sadece senin tarafından duyulmak mı? Unutma; sönmeyen yangın yoktur, sadece yanlış yöntemle söndürülmeye çalışılan acılar vardır.
Yorumlar
Kalan Karakter: