Toplumlar içerisinde insanlar, haklı olduğu konuda şahit bulamadığında ve adalet, insanların kişisel (menfi) kararlarına bırakıldığında, güçlünün haklı, haklının suçlu olduğu bir sisteme dönüşür. “Adalet Mülkün Temelidir” sözü sadece bir söylem olarak kaldığında, “Mülk Adaletin Temeli Olmaya” başlar. Toplumlar güçlüyü haklı, güçsüzü haksız olarak görüp hatta belki bize de bir paye düşer diye haksızlığa göz yumduğunda insanlık bozulmaya başlar. Medeniyet, bilim, din, sevgi, demokrasi, profesyonellik bireysel çıkar için kullanıldığında güven, itibar ve düzen güçlünün ekseninde konumlanır.
Toplumlarda ayıplanan, kınanan davranışlar artık normalleşmeye başlar ve genelleme yapılarak yanlış olan davranış mubah görülür. Normal olan davranışlar anormal, gerici ve eskimiş diye adlandırılır. Örneğin; kişi, komşusu, iş arkadaşı veya dışarıda bir esnafta yapılan haksızlığı gördüğünde sessiz kaldığında, adalet bir miktar daha kaybolur. Tüccar, "Yalansız satış olmaz," der; mal almak isteyen, "Kredisiz ev-araba alınamaz," diyerek yanlışı bir üst seviyeye çıkarır. Aşağıdaki hikaye günümüzü özetlemiştir.
Filibeli Ahmet Hilmi, yabancı bir gözlemciden aktarıyor: “Türkler gayet mükemmel namaz kılan bir kavimdir. Fakat onların ibadetlerinde kelimenin yüce manasıyla çok din aranmamalıdır… Türklerde namaz günlük vazifelerdendir. Kendiliğinden anlaşılır ki bu vazife, elbise giymek, işini yapmak, yemek yeme ve uyuma vazifeleri gibi yerine getirilir. Eskiden beri alışılmış bir adet takip edilir. Ne halde bulunulursa bulunsun ve hal ne kadar elverişsiz olursa olsun namaz kılınır. Bir şahıs, az nazik bir hikâye anlatır. O sırada müezzin ezan okumaya başlar. Hikâye anlatan hikâyeyi keser, namazını kılar, sonra hikâyesine kaldığı yerden devam eder… Bir tacir yalan söyler, aldatır, sonra namaz kılar, sonra yalan söylemeye ve insanları kandırmaya devam eder… Bir Paşa, vahşice bazı zulümler veya cinayet için emirler vermekle meşguldür; ezan okunduğunu işitir, gayet huzurla seccadesini yayar, sakalını sıvazlar, rahat olduğu kadar muhteşem bir sima ile namazına başlar. Namaz kılındıktan sonra zalimane talimatını vermeye devam eder. Çünkü namazı ile vicdanının hiçbir alakası yoktur ve hiç kimse bunda hayret edilecek bir şey görmez, hiç kimse bundan arlanmaz, herkes kılınması gereken zamanlarda namazını kılar ve bununla her şey olmuş bitmiş olur…”
Kavramsal olarak adalet, hak edene hak ettiğini, hak ettiği miktarda vermektir. Eşitlik yoktur çünkü bir elmayı bile tam ikiye böldüğünüzde eşit değildir. İnsanların sağ tarafı ile sol tarafı eşit değildir. Eşitlediğimizde adaletsizlik etmiş oluruz. Örneğin; hayatın tüm alanlarında (aile, iş, sosyal hayat) daima adalet ararız ancak tam olarak nedir bu? Bir ebeveynin üç çocuğuna da aynı ödülü alması, bir öğretmenin sınıfta 30 öğrenciye de “Adil bir öğretmenim,” diyerek herkese 90 puan vermesi veya iş yerinde aynı işi yapan kişilere aynı maaşı ve hakları vermesi adalet midir? Öncelikle kavramları netleştirmek aslında sonuçları da değiştirir. “Eşitlik: aynı şeyi herkese fark gözetmeden vermektir.” "Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir" sözü tam olarak bunu anlatmaktadır (Necmeddin Okyay). İnsan, beceri, bilgi, birikim ve çabasına göre maddi manevi karşılık alır. Örneğin; çalışmayan öğrenci 40 puan almışken 90 puan verdiğimizde diğer çalışanlara adaletsizlik etmiş oluruz. İş yerinde yeterince çalışmayan veya işine geç kalan, yeterli becerisi olmayan, öğrenmek için çaba göstermeyen birine aynı maaş ve hakları verdiğimizde, o zaman çalışana adaletsizlik etmiş oluruz.
Eşitlik, ailede her çocuğa aynı imkân ve olanakların verilmesidir; ancak kişinin yapıp ettiklerine göre adalet sağlanır. Biri daha sorumlu, çalışkan ve oyundan, uykudan feragat edip geleceği için çabalıyor ama diğeri bunları yapmıyor, sürekli zamanını oyun vb. şeylerle geçiriyorsa yıl sonuna geldiğinde her ikisine de aynı bisikleti aldığınızda çalışan kişinin çabasını boşa çıkarmış olursunuz. Bu, “Ne yaparsam yapayım, nasıl olsa çalışmayana da aynı ödül veriliyor,” düşüncesine yol açar ve kötü olanı standart hale getirir. Bu da insanları çocukluktan itibaren hayata, insanlara ve otoriteye karşı güveni ve umudu kıran bir sonuç verir.
Adaleti ayakta tutanlar olmanız dileğiyle sevgilerimle.
Arzu Tarakcı
Yorumlar
Kalan Karakter: