Uğruna Savaşılmaya Değer Görülmemek
Bir filmde bir kadın bir erkeğe şunu söylüyordu:
“Bir mücadeleye girecek kadar sevmiyorum seni.”
Bu cümle sevginin yokluğunu anlatmaz.
Bu cümle, seçememeyi anlatır.
Çünkü bazı insanlar sever.
Ama sevdiklerini hayatlarının merkezine alacak cesareti yoktur.
Severler ama düzenlerini bozmak istemezler.
Severler ama konforlarını, alışkanlıklarını, korkularını karşılarına almaya hazır değildirler.
Terapi odasında bu cümle genellikle şöyle duyulur:
“Onu istiyorum ama bedeliyle yüzleşmek istemiyorum.”
İlişkilerin büyük kısmı sevgisizlikten bitmez.
İlişkiler, bir tarafın diğerini hayatında bir mücadeleye değecek kadar önemli görmemesiyle biter.
Bu yüksek sesle söylenmez.
Ama ertelenen kararların içinde,
belirsizliğe bırakılan ilişkilerde,
“şimdi zamanı değil” cümlelerinde saklanır.
Yarım ilişkiler böyle doğar.
Yarım kalmış sözlerle, yarım temaslarla, yarım cesaretle.
Ve geride kalan kişi çoğu zaman kendini suçlar.
“Demek ki yeterli değildim” der.
Oysa terapötik gerçek şudur:
Bu, yetersizlik değil; karşı tarafın kapasite sınırıdır.
Sevilmek başka bir şeydir.
Seçilmek başka.
Sevilmek duygusal bir deneyimdir.
Ama seçilmek, risk alınmayı gerektirir.
İnsan ancak kaybetmeyi göze alabildiği şeyi gerçekten seçer.
Belki de en acı fark ediş şudur:
Sevilmediğini anlamak değil,
uğruna savaşılmaya değer görülmediğini fark etmek.
Çünkü bu, insanın değerini sorgulatır.
Oysa gerçek şudur:
Bazı insanlar sizi sever.
Ama hayatlarını değiştirecek kadar değil.
Ve bu gerçekle yüzleşmek, can yakıcı olsa da iyileştiricidir.
Çünkü o noktada insan şunu anlar:
“Ben eksik olduğum için değil,
karşımdaki kişi derinleşemediği için yarım kaldım.”
Her sevgi ilişkiye dönüşmez.
Her bağ taşınamaz.
Ve bazen gitmek, terk edilmek değil;
kendini kurtarmaktır
Yorumlar
Kalan Karakter: