Oğlum ilkokula başlamıştı ama ben nereden başlayacağımı bilmiyordum. Korkular, endişeler, başarısız olma durumunda nasıl davranacağıma kadar her şey ama her şeyi düşünmeye başlamıştım. Defterlerine bakıyor, kırışık olunca üzülüyordum. Ev ödevleri çok olurdu, oturup onunla birlikte ağlamadı mı biliyorum.
Resim yapmayı bugün de hiç sevmeyen oğlum, ilkokulda da bana yalvarır hatta ağlardı. Bir çok anne gibi, aman benim oğlum! o resmi ben yaptım. Aynı hafta okulda toplantı vardı. Kıymetli öğretmenimiz Sevinç Aslan toplantı salonuna elinde resim defterleriyle gelmişti. Tek tek en güzel resimleri gösterip, sıfır verdim! Devam etti hepsine sıfır sıfır dedi bitti ve sonuncu resim defterine sıra geldiğinde, en çirkin resmi gösterip, işte buna yüz üzerinden yüz verdim dedi, ve şöyle devam etmişti:
“Bu çocuk çizgileri eğri çizmiş. Boyaması taşmış ve hatta çok fazla silgi kullanmış. Anladığım kadarıyla yorulup dinlenmiş ama defterin başına tekrar geçmiş yarıdan sonrası bir öncekine göre biraz daha iyi olmuş. Öyle veya böyle, şu elimde tuttuğum resmi benim sınıfımda, benim ders verdiğim öğrencim yapmış. Umarım anlatabilmişimdir sayın veliler.“
Hani deriz ya, hamdım piştim. Yakamdan tutup kendimi silkeledim. Sen oğlunun sınıf öğretmeni değilsin! Sen onun annesisin. Oğlumun defteri ayrı, öğretmenin defteri ayrı. Rakamları öğretmen doldurur, oğlumun defterinde ki boşlukları da benim ne kadar anne olduğum doldurur. O günden sonra notları ile ilgili tek bir soru sormadım. Takibini arka perdede yapıyor, ona yalnızca anne olmaya gayret ediyordum. Bir keresinde dersin var mı? Diye sormuştum, o da bana dersinin olmadığını söyledi. Peki dedim. Şaşırdı, peki mi anne? Evet oğlum, sen yalan söyleyecek bir çocuk değilsin. Dersin varsa eğer yaparsın ve bu sadece senin sorumluluğunu yerine getirdiğini gösterir. Bana değil sana faydası olacak bir konuda neden yalan söyleyesin? Yemekten sonra odasına gitmişti. Ders yaparken gördüm. Bir bardak o çok sevdiği çikolatalı sütü usulca masasına bırakıp çıktım…
Öncelikler listesi vardı önümde.
- Kendini ifade etmekte zorlanıyor mu?
- Oyun kuruyor mu?
- Arkadaş edinmekte güçlük çekiyorsa, hangi yolları seçiyordu?
- Anlaşamadığı arkadaşları olduğunda nasıl tepkiler veriyordu?
- Olumsuz olaylarla karşı karşıya kaldığında, çözüm odaklı davranışlar sergiliyor mu?
Oğlum okuldayken kafesinde ölü bulduğum kuşumuz Şanslı’yı bir peçeteye sarıp okuldan gelmesini bekledim, birlikte bahçeye gömerken ağlamıştı. Komşunun çocuğu elini yakmış, meyve suyu alıp birlikte ziyarete gitmiştim, acısını hissediyorum anne, kim bilir ne kadar çok canı yandı demişti. Mukaddes abla ekmek var mı dediğinde, balkondan uzatmak yerine oğlumla göndermiştim. Çok sevindi anne derken, büyük bir kahramanlık yapmış gibiydi.
Ortaokula başlamıştı. Birgün okuldan eve geldiğinde dedi ki: “Zil çalınca eve koşarak gelmek isteği var bende. İyi ki benim annemsin.” Bunu şunun için söylemiş. Okuldan çıkınca evine gitmeyen, veya notları yüzünden gitmek istemeyen öğrenciler varmış. Bir arkadaşı mesela şunları anlatmış. “Eve girdim karnım çok açtı. Anne ne pişirdin acayip açım! Dediğimde annem bana, sen önce matematikten kaç aldın onu söyle! Okulda altı saat öğretmenle ders, eve girer girmez annemle başlayan dert!”
Merak edilen çocuklar, sorumluluk sahibi de olurlar ama neyi merak ettiğimiz, onlarla aramızda olan iplerin ne kadar sağlam yahut çürük olduğunu da gösterir. Sıkı düğümler için dişleri sıkmak değil, yüreklerini sıkı tutmak gerekir. Sevgiden tasarruf olmaz. İşte orada ki boşluğu dolduracak kötülük pusudan çıkınca, evinin yolunu bir daha nasıl bulacak?
Bir annesi varsa çocuğun,
evine gelmesi yetmez, annesine de gelmesine izin verelim.
Eda Tosun
Yorumlar
Kalan Karakter: