Toprağa düşüp çamura karışacak yağmur tanesi kadarız. Senin kokun olmazsa, nasıl insan kokarız?
Kiraz ağacına tırmanan karıncaların ayağına dolaşan asma yaprağını kestim. Düşünerek üzülmeyi bilmediğim için, düşlerin de ağrısı var diye onlara da dua ettim. Unutulmuş yeşil bir vadiden geçerken kitabın ilk sayfasını ben çevirdim zannettim. Oysa ki bunların hepsi annemli günlerim…
Kendini terk etmeye çalışan ağacın köklerini yağmura gözlerimle ihbar ettim. Bulutları şahit yazdıran çimlerdi, ben değildim. Yüzünü hiç asmadan, her şeye rağmen her yıl çıkıp gelen bahara yenildim. Çıkmaz sokaklara çıktı diye çiçeklerin yolu, açmaktan vazgeçer mi sanıyor insanoğlu? Annem duaya şöyle başlıyordu:
“Ey unutulmuş elektrik tellerine konan kuşların sahibi.”
Her şeyi silebilir yağmur. Sesine ilk cevap vereni nasıl unutacak? Çimlerin üzerinde biriken sevda tortusunun sorusuna sadece toprak mı cevap verecek? Ondan önce şiirlerin her kıtasına suyun sesi yürüyecek. Bazen taşa değecek, bazen yosunlara. Avucuna dolacak menekşenin şarkısı, gecenin çatlamaya yüz bulmuş sancısı…
Ağlamaktan bahsedecek olursam, insan bazen kendini de terk edecek. Dilini ısırtacak kadar şaşkınlığa uğratacak. Henüz hayret ediyorken, şehri yağmurla boğmaya çalışan özlemin ateşine kim ağıt yakacak?
Susma! Seni duyacak…
Rüyamı serdiğim ipin kısalığı değildi beni susturan. Bir papatya koparmak değil kıyamet! Kim koparıp atacak, yaranın ucuna bağlayıp ardın sıra sürüklediğin özlemi? Yol diye açtığın kabuğun altındaki yara, kokunu şehre yaydı; yağmur diyorlar adına. Burada da susuyorsam eğer, kökleri derinleşiyor, yerin yedi kat altına ulaşıyor. Doğmamış çocuk değilsin ki tutayım, göğüsten damla akmasın.
Bunları neden mi susuyorum sana? Suskunluğum gargıştır, kalbimde mahfuz bahara.
Annemin geçtiği sokakları hatırlatan her yaprağın yüzünde bir tebessüm yoksa, nasıl varacağım evime? Defalarca söyledim, anlattım bunu da iğne iplikle. Çiçeğe duran ellerin de bu aşka dâhil olsun.
Şimdi bahar anlatacak olursa, yüzümüzü yerden toplayacak bir ar kapısı, bir penceresi olsun. Karanlık basınca da şehrin sokaklarını, aydınlık bizim yerimize de konuşsun. Çünkü daha güzel bir dünya olmuyor, çocuklar bulanıklaşınca. Sis yayılırken “Neredeydin?” diye soracak ya, rengi solmuş bir kalple mi çıkalım karşısına?
Annelere yaslanan bir ormanın içinden yola çıkan sabır çiçeklerinin yüzüne bakarak söyledim:
“Toprağa düşüp çamura karışacak yağmur tanesi kadarız. Senin kokun olmazsa, nasıl insan kokarız?”
Eda Tosun
Yorumlar
Kalan Karakter: