Çitiledikçe daha da belirginleşen acıların rengine bulanmıştı perde. Şeffaf kalbine takılan kokunun peşine düşse, gökyüzü kadardı arasında ki mesafe. Üstelik yağmuru da katmış peşine. Rüzgâr da dolanır birazdan eline eteğine…
Hüzün deri değiştir mi? Diye soruyor gelene geçene. Çünkü bir diğeri benzemiyor bir öncekine. Aynada yabancıya anlatırken ağlamasına kulak veren sokak kedilerine sarılıyor. İnsan demek ki bazen kendinden bile çok uzağa düşebiliyor. Gözenekleri tıkanmış duvarlara yaslanıp, hoş geldiniz, nasıldı dün gece ki keder? Diye sormak istiyor. Susmak ne kadar meşakkatli bir yol. Öfkeyi bile terletiyor.
Yolda kimi görsem sarılıp ağlayacak kadar olmuşken, kediler benim neyim olur? Yine aynı taşa oturup beni mi bekliyorlar? Oyalanmayan yaralardan bahsedecek olsam, onlar da şu köşeyi dönüp kaybolurlar. Şehri şımartan kediler de olmasa, gündüz gözüyle hiç çıkamazdım bu ağrıyla sokağa…
Dünya ile aramızda açılan koridorun sonunda, pırıl pırıl bir kâinat vardı. Annem duruyordu orada. Türlü türlü çiçekler vurmuş kıyıya ve en önemlisi de, aklı başında. Avazım çıktığı kadar sustum, sandığım ne çok şey varmış aslında. Mıhlanmış kursağımda ki paslı çiviyi çıkaran ayetleri de almıştım yanıma. Daha çok su alır bu gönül diyordu hayat bana. Hayatta olduğuna delil miydi peki, şükretmek için tebessüm edebilmek kalp hizasında?
Eda Tosun
Yorumlar
Kalan Karakter: