Mutfak benim sığınağım, benim pencerem, benim dünyaya açılan kapım. Bazen o pencerenin önünde dururken, sanki bütün şehir ayaklarımın altındaymış gibi hissederim. Gün henüz başlamamışken, hayatın telaşı daha sokaklara düşmemişken, mutfakta sessiz ama canlı bir dünya kurulur. Yeni demlenmiş çayın buğusuna karışan yemek kokuları, açık camdan içeri süzülen temiz hava, rüzgârın hafif uğultusu ve kuşların birbirine seslenişi... Hepsi ruhumu yavaş yavaş uyandırır.
Mutfak benim için yalnızca yemek yapılan bir yer değil. Orası düşüncelerimin toparlandığı, hayallerimin şekillendiği, günün ilk niyetlerinin kurulduğu bir mekân. Çoğu zaman elimde sıcak bir fincanla pencerenin karşısına geçer, o gün yapmak istediklerimi düşünürüm. Sanki dışarıdaki her ses bana yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu fısıldar. O anlarda içimde tarifsiz bir huzur ve güç belirir.
Belki de mutfakların insan ruhunda bu kadar özel bir yere sahip olmasının nedeni budur. Bir evin gerçek kalbi çoğu zaman mutfakta atar. Aileyi bir araya getiren sohbetler, günün yorgunluğunu unutturan çaylar, telaşla hazırlanan kahvaltılar, bayram sabahları, misafir kahkahaları ve en zor günlerde bile insanın içini ısıtan o tanıdık yemek kokuları... Bir yuvayı yuva yapan şey sadece duvarlar değildir; o duvarların içinde paylaşılan emek, sevgi ve berekettir ve bunların en çok hissedildiği yer çoğu zaman mutfaktır.
Çocukların en güzel anıları çoğu zaman mutfaktan geçer. Tezgâhın kenarında beklenen sıcak bir kek, okuldan dönüldüğünde duyulan yemek kokusu, annelerinin ya da büyükannelerinin ellerinden çıkan lezzetler... Yıllar geçse de insanın hafızasında kalan şey çoğu zaman o kokular ve o sıcaklıktır. Çünkü mutfak sadece karın doyurmaz; insanın aidiyet duygusunu, güven hissini ve sevilmiş olmanın huzurunu da besler.
Bu yüzden, bir gün kendime ait bir çalışma odam olursa, onun da mutfağımın ruhunu taşımasını isterim. Sadece dört duvardan oluşan bir oda değil; nefes alan, yaşayan, ilham veren bir yer olsun isterim. Geniş pencerelerinden sabahın ilk ışıkları içeri süzülsün. Camdan gelen o temiz koku, çiçeklerin taze nefesiyle birleşsin. Hafif bir rüzgâr perdeleri usulca hareket ettirsin. Kuşların cıvıltıları günün ilk melodisi olsun.
Çalışma masama oturduğumda kendimi kapalı bir odada değil, hayatın tam merkezinde hissedeyim. Tıpkı mutfakta hissettiğim gibi... Çünkü mutfak bana üretmenin, emek vermenin ve bereketin ne demek olduğunu her gün yeniden hatırlatıyor. Bir yemeğin sevgiyle hazırlanması nasıl bir aileyi aynı sofrada buluşturuyorsa, insanın hayallerine emek vermesi de kendi geleceğini inşa ediyor. Bu yüzden çalışma odamın da aynı duyguyu taşımasını isterim; üretmenin huzurunu, emeğin değerini ve her yeni günün sunduğu imkânları hatırlatan bir yer olmasını...
Dünyanın henüz uyuduğu seher vaktinde, sessizliğin içindeki o bereketi duyabileyim. Şükrümü eda ederken kalbim dinginleşsin, zihnim berraklaşsın. Günün planlarını yaparken önümde uzanan saatler bir yük gibi değil, değerlendirilmeyi bekleyen kıymetli bir emanet gibi görünsün. Çünkü insan bazen en büyük ilhamı gösterişli yerlerde değil, kendisini iyi hissettiren köşelerde bulur. Benim için bu köşe yıllardır mutfak oldu. İçinde sevginin piştiği, emeğin berekete dönüştüğü, ailenin bir araya geldiği, sohbetlerin uzayıp gittiği o sıcak mekân... Ve hayalini kurduğum çalışma odası da aynı hissi taşısın isterim. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan, camdan içeri dolan temiz havayla nefes alan, çiçeklerin kokusuyla ferahlayan, kuşların sesiyle canlanan bir yer...
Öyle ki her sabah masama oturduğumda, yalnızca çalışmaya başlamış olmayayım; aynı zamanda hayatın bana sunduğu nimetleri fark etmiş, şükrümü etmiş ve yeni bir güne umutla yönelmiş olayım. Dışarıdaki dünya yavaş yavaş uyanırken ben çoktan kalbimi toparlamış, niyetimi belirlemiş ve hayallerime doğru ilk adımımı atmış olayım. Çünkü bazen bir mutfak penceresinden görünen manzara, insana bütün dünyanın kapılarını açmaya yeter. Ve bazen bir yuva kuran sıcaklık, insanın geleceğini inşa edecek en büyük ilham kaynağı olabilir.
Bircan Akdağ
Yorumlar
Kalan Karakter: