Hayat bazen insanı tuhaf bir yol ayrımına getirir. Güvendiğin, kalplerine inandığın, niyetlerinden şüphe etmediğin üç farklı insan… Üçü de ayrı bir pencereden bakar aynı gerçeğe. Üçü de içten, üçü de samimi… Ama üçü de birbirinden bambaşka şeyler söyler ve sen, hepsine saygı duyarak, hepsini severek, hangisinin doğru olduğunu bilemezsin. Kalbin birine yaklaşır gibi olur, aklın diğerine kayar, vicdanın üçüncüye kulak verir. İçinde sessiz bir karmaşa büyür. Çünkü bilirsin, onlar değerli insanlar olsa da, sonuçta insan. Her biri kendi yaşanmışlıklarının, kendi yaralarının, kendi aynalarının içinden bakıyordur hayata.
O an fark edersin aslında en zor olanı: ‘’Başkalarının doğrularıyla kendi hayatını kurmaya çalışmak.’’ Belki de cevap, o üç sesin hiçbirinde değildir.
Belki de cevap, onların söylediklerinin arasında değil, çok daha derinde, çok daha sessiz bir yerde saklıdır. Kimsenin ulaşamadığı, kimsenin yorum katamadığı o yerde: ‘’senin içinde.’’
“Hadi kalbine dön” derler ya… İşte asıl mesele o dönüşü gerçekten yapabilmekte. Gürültüyü susturup kendi iç sesini duyabilmekte. Çünkü en doğru cevap, en yüksek sesle söylenen değil; en derinden hissedilendir. Ve verdiğin karar yüreğine yük değil, hafiflik katıyorsa, işte o zaman anlarsın verdiğin kararın doğruluğunu.
Ve günün sonunda insan şunu anlar: Ne kadar severse sevsin, ne kadar güvenirse güvensin, kendi hayatının kararını, bir başkasının iki dudağının arasına bırakamaz. Çünkü bu hayat, senin.
Ve en doğru yol, senin kalbinin “evet” dediği yoldur.
Bircan Akdağ
Yorumlar 1
Kalan Karakter: