Kraliçe olmak, başında bir taç taşımak değildir. Gerçek kraliçeler, hayatın yükünü omuzlarında taşırken dimdik yürüyebilen kadınlardır. Onların tacı altından değil; sabırdan, emekten, sevgiden ve vazgeçmeyen yüreklerinden örülmüştür.
Kadın, yalnızca bir insan değildir; bir yuvanın nefesi, bir ailenin sessiz direği, hayatın görünmeyen yükünü omuzlarında taşıyan güçlü bir ruhtur. Doğduğu günden itibaren birçok kimliğe bürünür. Önce bir evlattır. Anne babasının sevgisini, beklentilerini ve bazen de eksikliklerini içinde büyütür. Çocuk yaşta bile çoğu zaman herkesten önce olgunlaşmayı öğrenir.
Hayat ona her zaman kolay davranmaz. Önüne engeller çıkarır, bazen yolunu karartır, bazen umutlarını sınar. Kırılır, incinir, yorulur. Gücünün tükendiğini düşündüğü anlar olur. Ama her defasında küllerinden yeniden doğmayı başarır. Çünkü gerçek bir kraliçe, düştüğü yerde kalmayı değil, yeniden ayağa kalkmayı bilir. Yolunu her zaman önüne serilmiş taşlarla bulmaz. Çoğu zaman yolu kendi adımlarıyla açar. Karanlıkta bile sezgileriyle ilerler. Korkar ama korkusunun esiri olmaz. Gözyaşlarını siler, derin bir nefes alır ve yürümeye devam eder. Çünkü bilir ki onun attığı her adım, ardından gelen nesillere cesaret olacaktır.
Sonra anne olur. O an yalnızca bir çocuk dünyaya gelmez; bambaşka bir kadın doğar. Kalbi artık sadece kendisi için atmaz. Evladının ilk nefesiyle kendi hayatını ikinci plana koymayı öğrenir. Uykusuz geceleri, bitmeyen kaygıları, tarifsiz sevgiyi ve sonsuz fedakârlığı sessizce kabul eder. Evladı güldüğünde dünyanın en zengin kadını olur, canı yandığında ise dünyanın en derin acısını hisseder.
Kadın aynı zamanda eştir, kardeştir, dosttur. Dokunduğu her yere umut taşır. Bir bakışıyla güven verir, bir sözüyle yaraları sarar. Yorulsa da gülümsemeyi bilir. Kendi acısını içine gömerken başkalarının yükünü hafifletmeye çalışır. Çünkü onun sevgisi karşılık beklemez; sadece çoğalır.
Toplum çoğu zaman kadının yaptıklarını görür ama hissettiklerini göremez. Sessizce verdiği mücadeleleri, kimseyi üzmemek için içine attığı gözyaşlarını, geceleri kimse duymadan ettiği duaları yalnızca kendisi bilir. Yine de her sabah yeniden ayağa kalkar. Çünkü gerçek güç, hiç yorulmamak değil; yorgunluğa rağmen yürümeye devam edebilmektir.
Bir kraliçe başkalarını ezerek yükselmez; sevgisiyle büyütür, şefkatiyle iyileştirir, bilgeliğiyle yol gösterir. Gücünü öfkeden değil, merhametinden alır. En büyük zaferi ise başkalarını değiştirmek değil, tüm yaşadıklarına rağmen kalbindeki iyiliği koruyabilmektir.
Kadının gücü, hiç düşmemesinde değil; her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmesindedir. Cesareti, korkmamasında değil; korkusuna rağmen yoluna devam edebilmesindedir. Zarafeti ise sadece dış görünüşünde değil, yaşadığı tüm fırtınalara rağmen içindeki ışığı söndürmemesindedir.
Ve işte bu yüzden her kadın bir kraliçedir.
Çünkü gerçek krallık saraylarda kurulmaz. Gerçek krallık; bir annenin evladına sarılışında, bir evladın ailesine duyduğu sevgide, bir eşin omuz verdiği zor günlerde, bir kadının sessizce verdiği yaşam mücadelesinde kurulur.
Bir kadının tacı gözle görülmez. Onu sabrı parlatır, sevgisi değerli kılar, gözyaşları güçlendirir ve yaşadığı her zorluk ona yeni bir mücevher ekler. Çünkü kadın, yalnızca hayatın içinde var olan biri değildir.
Kadın hayatın kendisidir. Ve her kadın, kendi hikâyesinin taç giymiş Kraliçesidir...
Bircan Akdağ
Yorumlar 2
Kalan Karakter: