Kurtuluş metro durağının hemen yanı başında, yıllara meydan okuyan bir dut ağacı var. Öyle sıradan bir ağaç değil bu; gövdesi kalın, dalları gökyüzüne doğru cömertçe uzanan, her yaz istisnasız meyveye duran devasa bir ağaç. Kışın gelip geçen kimsenin dikkatini çekmez belki; yapraksız, sessiz ve sıradan görünür ama yaz geldiğinde, adeta başka bir kimliğe bürünür.
Dalları bereketle dolar, meyveleri ağırlaşır ve bir süre sonra taşar, dökülür. O kadar çoktur ki, yere düşen dutlar kaldırımı ve yaya yolunu mor, beyaz ve siyahın tonlarına boyar. Yer yer yapışkan bir tabaka oluşur; yürümek zorlaşır. Ama bu zorluk bile insanları durdurmaz. Aksine, insanlar o ağacın yanından geçerken farkında olmadan yavaşlar, bazıları parmak uçlarında yürür, bazıları eğilip birkaç dut alır, bazıları ise sadece izler. Sanki o an, hayatın telaşı kısa bir süreliğine askıya alınır.
Bu ağacın yalnızca fiziksel bir varlığı yoktur; aynı zamanda taşıdığı anlamlar, hikâyeler ve çağrışımlar vardır. Dut ağacı, kökleri mitolojiye ve Türk kültürüne uzanan kadim bir semboldür. Bereketin, aşkın, umudun ve yeniden doğuşun temsilidir.
Mitolojide anlatılan Piremus ve Tispe efsanesinde, yasak bir aşkın trajedisi dut ağacına yansır. Rivayete göre, bir zamanlar beyaz olan dut meyvesi, aşıkların dökülen kanıyla kızıla, yani karaduta dönüşür. Bu hikâye, ağacın meyvesine sadece tat değil, aynı zamanda bir anlam da yükler.( Ovidius – Metamorfozlar, 4. Kitap)
Anadolu’da ise dut ağacı “evin ruhu” olarak kabul edilir. Meyvesinin tanecikli yapısı doğurganlığı, aileyi ve bereketi simgeler.
Hangisinin ne kadar doğru olduğunu bilmek zor. Belki de hepsi biraz gerçektir, biraz da insanın anlam arayışının bir yansımasıdır. Ama kesin olan bir şey var:’’ Bu ağaç, her gün yanından geçenlere fark etmeden bir şeyler anlatır ve ne anlattığını bulmak insana düşer, onun anlam arayışına...’’
Kimisi için bu yol sadece kirli, yapışkan ve zahmetlidir. Kimisi için dikkatle yürünmesi gereken bir geçittir. Kimisi için kısa bir mola verip dut yeme fırsatıdır. Kimisi içinse ilham kaynağıdır; durup bakma, düşünme ve yazma sebebidir.
Benim içinse bu yol, hayatın kendisini hatırlatır. Kırılmayı, dökülmeyi, acıyı ama aynı zamanda yeniden yeşermeyi, çoğalmayı ve var olmaya devam etmeyi….
Bircan Akdağ
Yorumlar
Kalan Karakter: