Bugün hava bir başka güzel...
Sabahın ilk ışıkları henüz gökyüzünü usulca aydınlatırken, penceremden içeri süzülen serin esintiyle birlikte kuşların sesi ulaştı bana. Daha gün tam anlamıyla başlamamıştı ama onlar çoktan kendi konserlerine başlamışlardı. Her biri farklı bir daldan, farklı bir tonda ötüyor, ama hiçbirinin sesi diğerini bastırmıyordu. Aksine, birbirlerini dinliyor, birbirlerini tamamlıyor ve doğanın kusursuz ahengini oluşturuyorlardı. Sanki görünmeyen bir şef onları yönetiyor, her biri ne zaman susacağını, ne zaman yeniden başlayacağını biliyordu.
Uzun zamandır ilk kez sadece dinledim...
O an, hayatın bütün telaşı birkaç dakika için sustu. Ne yetişmesi gereken işler vardı zihnimde ne de geçmişin pişmanlıkları. Geleceğin belirsizliği bile o sabah kuş seslerinin arasında kaybolmuş gibiydi. Sadece ben vardım, sabah vardı... Bir de gökyüzüne huzuru işleyen o eşsiz melodi.
Sonra fark ettim ki benim zihnim de bir ormana benziyor. Ama kuşların yaşadığı o dingin ormana değil... Aynı anda konuşan, birbirinin sözünü kesen, susmayı bilmeyen düşüncelerle dolu bir ormana. Biri geçmişi hatırlatıyor, yaşadığım acıları, biri geleceği sorguluyor ,hayalini kurduğum herşeyi, biri eksiklerimi yüzüme vuruyor, diğeri hiç yaşanmamış ihtimaller için kaygılanıyor. Her biri aynı anda konuşunca geriye sadece yorgunluk kalıyor.
Belki de beni en çok yoran şey, hayatın kendisi değil; zihnimin hiç dinmeyen gürültüsü...
İşte tam o anda kuşlar bana hiç beklemediğim bir şey öğretti.
Onlar da farklı seslere sahipti. Hiçbiri diğerine benzemiyordu ama uyum içindeydiler. Aynı gökyüzünü paylaşırken birbirlerini bastırmaya çalışmıyor, sadece kendi ezgilerini söylüyorlardı. O zaman düşündüm... Eğer doğa bunu başarabiliyorsa, ben neden başaramayayım?
Belki düşüncelerimi tamamen susturamam. Çünkü insan yaşadığı sürece düşünür. Ama onların beni yönetmesine izin vermemeyi öğrenebilirim. Hangisinin gerçekten bana ait olduğuna, hangisinin sadece korkularımdan doğduğuna karar verebilirim. Zihnimdeki her sese cevap vermek zorunda değilim. Bazı düşünceler, tıpkı gökyüzünden geçen bulutlar gibi, yalnızca gelip geçmek içindir.
Belki de huzur, zihni tamamen susturmak değildir. Huzur; içindeki kalabalığa rağmen kendi sesini duyabilmektir. Gürültünün ortasında bile kalbine kulak verebilmektir. Kendine şefkat gösterebilmek, eksiklerini affedebilmek ve her yeni güne yeniden başlayacak cesareti içinde bulabilmektir.
Bugün sabah bana bunu kuşlar öğretti.
Bazen en büyük dersleri insanlar değil, doğa verir. Bir kuşun kanadında, sabahın serinliğinde, yaprakların hışırtısında ya da güneşin ilk ışığında... Yeter ki durup dinlemeyi bilelim.
Ve şimdi biliyorum...
Zihnimdeki milyonlarca ses belki yarın da benimle olacak. Ama ben, onların arasından bana huzur veren sesi seçmeyi öğrenebilirim. Tıpkı kuşların birbirini bastırmadan aynı gökyüzünde şarkı söylemesi gibi...
Çünkü huzur, dışarıda aradığım bir yer değil; içimde kurmayı öğrenmem gereken bir yuvaymış.
Yeter ki gerçekten isteyeyim...

Bircan Akdağ
Yorumlar
Kalan Karakter: